<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966</id><updated>2012-02-10T21:24:08.604+02:00</updated><category term='kafam kaşınıyor'/><category term='baş kaşıntısı'/><category term='kasık mantarı'/><category term='çocuk doğurmak için en ideal yaş'/><category term='yorgunluk'/><category term='yorgunluğu'/><category term='Cinsel yolla bulaşan hastalıklar'/><category term='migrene ne iyi gelir'/><category term='migren tedavisi'/><category term='Hastalık Nedenleri'/><category term='kasık mantarı çözümü'/><category term='gut hastalığı'/><category term='adet düzensizliğine ne iyi gelir'/><category term='regl sancısı'/><category term='mide kaynaması'/><category term='aids nasıl'/><category term='belirtisi'/><category term='migren'/><category term='aids belirtileri'/><category term='Bunlara Dikkat'/><category term='mide gripi'/><category term='aids yöntemleri'/><category term='soğuk nefes'/><category term='aids nedir'/><category term='yemegin ağıza gelmesi'/><category term='mide gribi'/><category term='adet döneminde yapılmaması gerekenler'/><category term='sex hastalıkları'/><category term='aisd belirtileri'/><category term='baba olmak için en ideal yaş'/><category term='kafa kaşıntısı'/><category term='adet sancısına ne iyi gelir'/><category term='burundan nefes'/><category term='kasık mantarından kurtulma'/><category term='kürtaj sonrası'/><category term='mide gribi nedenleri'/><category term='erken menopoz'/><category term='menepoz geciktirme'/><category term='bademcik şişmesi'/><category term='baba olmanın yaşı'/><category term='regl döneminde'/><category term='cinsel hastalıklar'/><category term='erken menepoz'/><category term='cinsel rahatsızlıklar'/><category term='gut sebepleri'/><category term='bitkisel migren'/><category term='menopoz geciktirme yönetimleri'/><category term='mide gribine ne iyi gelir'/><category term='mide yanması'/><category term='kasık mantarı tedavi'/><category term='kürtaj zararları'/><category term='adet düzensizliğine çözüm'/><category term='mide sancısı'/><title type='text'>Ne iyi gelir? - Hastalığına, ağrısına,  lekesine, sorununa ?</title><subtitle type='html'>Hastalıklara, lekelere, sorunlara, meselelere ne iyi gelir?</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://neiyigelir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>27</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-3269023184089290425</id><published>2012-02-08T23:36:00.001+02:00</published><updated>2012-02-10T21:24:08.754+02:00</updated><title type='text'>1.000.000 "İyi" İnternet Kullanıcısı Aranıyor!</title><content type='html'>Son günlerde İstanbul, Ankara ve İzmir'de billboardlarda sıkça görmeye başladığımız bir slogan var: &lt;strong&gt;"1.000.000 "iyi" internet kullanıcısı aranıyor!"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altına da şöyle bir not düşülmüş: &lt;strong&gt;"Adayların ekranlarından 1 satır verecek kadar "iyi" olmaları yeterlidir."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu son derece yenilikçi bir sosyal projeleri destekleme yöntemi. &lt;a href="http://www.ekledestekle.com/" target="_blank"&gt;www.ekledestekle.com&lt;/a&gt; adresinden bilgisayarınıza bir program indiriyorsunuz. Bu program araç çubuğunuza bir "satır" gibi yerleşiyor. Bu satırda görüntülenecek reklamlardan yaratılan kaynakla, projede yer alan sivil toplum kuruluşlarına destek veriyorsunuz. Böylece hem cebinizden 5 kuruş harcamadan sosyal projelere destek vermiş, hem de internette geçen zamanınızı "iyi" şeylere harcamış oluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanıcı sayısı ne kadar artar ve mecra reklamverenler için ne kadar cazip hale gelirse, o kadar çok sivil toplum kuruluşu ve sosyal projenin desteklenmesi mümkün olacak. Dolayısıyla her şey aslında sizlerin, yani internet kullanıcılarının elinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Projeye katılmak çok kolay. &lt;a href="http://www.ekledestekle.com/" target="_blank"&gt;www.ekledestekle.com&lt;/a&gt; adresine girip, "İndir, Ekle" butonuna basıyor ve basit bir programı indirip, kullanıcı kaydınızı oluşturuyorsunuz. Kaydınızı oluştururken de hangi projeyi / projeleri desteklemek istediğinizi seçiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm vereceğiniz 3-5 dakika vaktiniz ve sonrasında da ekranınızda sizi rahatsız etmeyecek kadar küçük bir alan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım Türkiye’de kaç tane "iyi" internet kullanıcısı var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt;ad_client = '4abb6473-f5f5-40c1-91ff-32cde23bc24f';ad_offer ='99';&lt;/script&gt;&lt;script type="text/javascript" src="http://sayac.bumads.com.tr/showads.js"&gt;&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe height="224" src="http://player.vimeo.com/video/36402467?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0&amp;amp;autoplay=1" frameborder="0" width="398" mozallowfullscreen="" webkitallowfullscreen="" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:80;"&gt;Bir &lt;a title="bumads" href="http://www.bumads.com.tr/?clientid=4abb6473-f5f5-40c1-91ff-32cde23bc24f&amp;amp;offerid=99" rel="nofollow" target="_blank"&gt;bumads&lt;/a&gt; advertorial içeriğidir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-3269023184089290425?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/3269023184089290425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/3269023184089290425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2012/02/1000000-iyi-internet-kullancs-aranyor.html' title='1.000.000 &quot;İyi&quot; İnternet Kullanıcısı Aranıyor!'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-6507379385375554409</id><published>2011-12-30T19:07:00.000+02:00</published><updated>2011-12-30T19:07:00.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mide gribi nedenleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mide gribi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mide gribine ne iyi gelir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mide gripi'/><title type='text'>Mide grip, Mide Gribi</title><content type='html'>&lt;a href="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/12/12/midenizin-grip-olabilecegini-dusunmus-muydunuz--1831347.Jpeg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 355px; height: 515px;" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/12/12/midenizin-grip-olabilecegini-dusunmus-muydunuz--1831347.Jpeg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Havalar soğumaya başladıkça hastalıkların adını daha çok duymaya başladık.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hastalıklar özellikle de bulaşıcı hastalıklar havanın soğumasından değil; insanların kapalı ortamlarda çok daha fazla bulunmasından dolayı artış gösteriyor. Özellikle çocuklarda kreş ve okul dönemlerinde görülen enfeksiyon ve hastalıklar çok daha bulaşıcı. Bunlardan biri de bu yıl itibariyle adını daha sık duymaya başladığımız norovirüsü. Adını ilk duyduğumuzda ‘O da ne!’ dediğimiz bu virüs rota virüsüyle karıştırılsa da çok daha farklı ve korunmak için bir aşısı yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hisar İntercontinental Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İzlem Göçmen’le A’dan Z’ye norovirüsünü konuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Norovirüsü nedir?&lt;br /&gt;Norovirüs daha önceleri “Norwalk-like virus” olarak bilinen ve calicivirus olarak adlandırılan bir virüs grubunun üyesidir. Bu virüsle enfeksiyon, mide ve bağırsakları etkileyerek mide gribi adı verilen gastroenterit hastalığına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi yaş grubunda etkilidir?&lt;br /&gt;Norovirüs herkese bulaşma özelliğine sahip ve bir insanın ömrü boyunca defalarca nüksedebilen bir virüstür. Norovirüsler, öncelikle büyük çocuklar ve erişkinlere bulaşırlar. Rotavirüslerden sonra, akut mide gribinin ikinci en önemli sebebi Norovirüslerdir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde Norovirüs enfeksiyonları erken çocukluk çağı sırasında görülmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimler risk altındadır?&lt;br /&gt;Birçok farklı Norovirüs alt grubu vardır ve hastalık geçirildikten sonra bağışıklık uzun süreli değildir. Bu yüzden Norovirüs infeksiyonu bir insanın ömrü boyunca nüksedebilir. Ek olarak, genetik faktörlerdeki farklılıktan dolayı, bazı insanlara bulaşıp, bunu daha şiddetli hastalıklara çevirmesi de söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri nelerdir?&lt;br /&gt;Norovirüs enfeksiyonu; mide, ince ve kalın bağırsaklarda iltihaplı bir hastalık olan mide gribine sebep olur. Bu hastalığın belirtileri; bulantı, kusma ve/veya kramplı ishaldir. Bazı insanlarda baş ağrısı, ateş/üşüme ve kas ağrılarına da sebep olabilir. Belirtiler genellikle kısadır ve yalnızca 1-2 gün sürer. Bununla birlikte bu kısa süre zarfında kişiler kendilerini çok hasta hissedebilir, kusabilir, genellikle hırçın ve dikkatsiz olabilir. Şikayetler genellikle mikrobun alımından 24 ila 48 saat sonra başlar, ancak en erken 12 saat sonra ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişiyi etkileme süresi nedir? Çocuklarda ve yetişkinlerde hastalık süresi nasıldır?&lt;br /&gt;Kuluçka süresi 12 ile 48 saat arasıdır. Bulantı, ani başlayan ishal, hafif baş ağrısı, ateş (%50) ve titreme görülür, semptomlar 36 saatte geriler. Sıvı alarak ve diyet ile geçer. Özellikle küçük çocuklarda, yaşlılarda, düşkünlerde ve vücut direncinin düşük olduğu; kalp hastalığı, akciğer hastalığı, şeker hastalığı, kronik böbrek hastalığı gibi hastalıkları bulunanlarda şiddetli seyredebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönemsel bir virüs müdür? (Özellikle ortaya çıktığı bir mevsim söz konusu mudur?)&lt;br /&gt;Norovirüs, kış aylarında mide-bağırsak sistemine yerleşip bulaşma olasılığı yüksek salgınlar şeklinde seyreder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulaşıcı mıdır?&lt;br /&gt;Norovirüslar, enfeksiyonu kapmış insanların gaita ya da kusmuklarında bulunur. İnsanlar, Norovirüs bulaşmış yiyecek ya da içecekleri tüketerek, Norovirüs bulaşmış eşyalara dokunup, ellerini ağızlarına sürerek enfeksiyonu kapabilirler. Bulaşıcılık, kirli ellerle veya gaita ya da kusmuk bulaşmış çalışma yüzeyleriyle direkt temasla veya kusmuktan yayılan küçücük bir damlacığın hava yoluyla yiyecek, su ve yüzeylere taşınmasıyla gerçekleşebilir. Salgınlara özellikle kirli sularda yetişen kabuklu deniz hayvanlarının tüketimi, salatalar ve donmuş gıdalar sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok hangi ortamlarda bulaşma riski vardır?&lt;br /&gt;Norovirüs enfeksiyonu; hastaneler, okullar, kamplar gibi kapalı ve kalabalık ortamlarda hızlı bir şekilde insandan insana ya da kirli gıdalarla bulaşır ve salgınlar yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın atlatılma sürecinde kan grubunun bir önemi var mıdır?&lt;br /&gt;Kan grubu 0 olanların norovirüs enfeksiyonuna karşı bir yatkınlığı vardır. Kan grubu B ve AB olanlar Norovirüs enfeksiyonuna karşı kısmi olarak korunurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virüsten korunmak mümkün mü?&lt;br /&gt;Salgınlar hijyen standartlarının yükseltilmesi ile önlenebilir. Bunun için eller sık sık yıkanmalıdır. Özellikle tuvaletlere girmeden önce ve sonra, yemek hazırlama ve yemek yeme öncesi ve sonrasında eller yıkanmalıdır. Norovirüs enfeksiyonu geçiren bir kişinin bulunduğu ortamda tuvaletlerdeki kusmuk ve gaitalar su ile uzaklaştırılmalı ve iyice temizlenmelidir. Hastanın temas ettiği yüzeyler dezenfekte edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunmak için bir aşı var mı? Tedavisi nasıl?&lt;br /&gt;Genellikle Norovirüslara karşı ilaç tedavisi ve koruyucu aşı yoktur. Norovirüs enfeksiyonlarına antibiyotiklerle de müdahale edilemez. Norovirüs hastalıkları, sağlıklı bireylerde kısadır. İshal ve kusmalı hastalıkları olan insanların, su kayıplarını önlemek adına bol sıvı tüketmeleri gerekir. Su kaybı çocuklar, yaşlılar, hastalar arasında Norovirüs enfeksiyonunun en ciddi sonucudur. İnsanlar, oral rehidrasyon sıvıları (ORS) ya da su içmek suretiyle su kaybı ihtimallerini azaltabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi hastalığı geçirdikten sonra bağışıklık kazanır mı? Yoksa tekrarlayan bir hastalık mıdır?&lt;br /&gt;Evet, bir insan hayatı süresince birçok kereler Norovirüsla infekte olabilir. Bunun sebebi; çok farklı Norovirüs tipleri olması ve virüsün bir tipiyle infekte olmanın, daha sonra başka bir tipiyle infeksiyonunu önlememesidir. Bu sebepten dolayı, Norovirüsa karşı bir aşı geliştirmek zordur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-6507379385375554409?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6507379385375554409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6507379385375554409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/mide-grip-mide-gribi.html' title='Mide grip, Mide Gribi'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-4800654069457165955</id><published>2011-12-30T01:05:00.000+02:00</published><updated>2011-12-30T01:05:00.767+02:00</updated><title type='text'>Omuz Ağrısı nedenleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.meleklermekani.com/imagehosting/84da2a32aa81ad.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 370px; height: 300px;" src="http://www.meleklermekani.com/imagehosting/84da2a32aa81ad.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Uzmanlar, bel, boyun ve diz ağrılarından sonra vücutta en sık rastlanan ve orta yaştaki her beş kişiden birinde görülen omuz ağrılarından kurtulmanın ilk şartının, omzu hareket ettirmek olduğunu söylüyor. &lt;/b&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Omuz ağrısı sorunu yaşayanlarda ameliyatsız tedavi seçenekleri tükendiğinde omuz için cerrahi girişimler gündeme geliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kıral'ın verdiği bilgiye göre, ameliyatlarda döndürücü kılıf kirişlerindeki kireç çökmelerinin temizlenmesi veya yırtıkların tamir edilmesi, bu kirişlere baskı yapan kemik çıkıntılarının kesilerek sıkışmanın ortadan kaldırılması, iltihaplı keseciklerin temizlenmesi ve hatta nadiren de olsa omuz ekleminin yerine suni mafsal takılmasına kadar çeşitli cerrahi girişimler söz konusu olabiliyor. Bunun hangisinin yapılacağına ise hastanın durumu, yaşı, hastalığın evresi gibi faktörlere bakılarak karar veriliyor. Prof. Dr. Kıral'ın verdiği bilgiye göre, bu cerrahi girişimlerin bir kısmı kapalı yöntemlerle (artroskopi), bir kısmı ise açık yöntemlerle gerçekleştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omuzlar ağrısının nedenleri&lt;br /&gt;Omuz ağrısına yol açan çok sayıda neden olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kıral, şu bilgileri veriyor: "Ağrıların bir kısmı omuz eklemine ait bir sorundan kaynaklanır. Bir kısmı ise başka bir bölgeden yansır veya başka bir hastalığın habercisidir. Omuz ağrıları içerisinde yüzde 60 oranla en fazla rastlanan neden, döndürücü kılıfla ilgili hastalıklardır. Omzun kendi sorunlarından ya da diğer nedenlerle oluşan ağrılar sonucu hasta omzunu uzun süre hareketsiz bırakırsa, omuz hareketlerinin neredeyse tamamen kısıtlandığı ve 'donmuş omuz' diye nitelendirilen ağır bir tablo ortaya çıkabilir. Hastalığın aşamalarına göre ameliyatsız ve ameliyatlı çözümler vardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılmaması gerekenler&lt;br /&gt;Omuz ağrılarının yaşın ilerlemesi ve yanlış hareketlerle günlük yaşamı altüst edecek kadar şiddetlenebileceğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kıral, omuz ağrılarından korunmak için, yapılmaması gerekenleri şöyle sıralıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ağır paket ve yükler taşıyarak omzunuzu zorlamayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Araç kullanırken camı açmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Uzun süre kollarınızı yukarıda tutmanıza yol açan çamaşır asma, perde asma, yüksek raflardan cisimler indirme gibi hareketlerden mümkün olduğunca kaçının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çocuklarınızın okul sıralarında doğru oturmasına dikkat edin ve ağır okul çantaları taşımasına izin vermeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları yapınâ€¦&lt;br /&gt;* Düzenli omuz egzersizleri yapın. Yoga ve yüzme omuz ağrılarını gidermek için faydalı sporlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Omuz ağrısı kolayca kronikleşebileceği için erkenden hekime başvurun.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-4800654069457165955?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/4800654069457165955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/4800654069457165955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/omuz-agrs-nedenleri.html' title='Omuz Ağrısı nedenleri'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-66314837941556768</id><published>2011-12-29T19:03:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T19:03:00.403+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='baş kaşıntısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hastalık Nedenleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kafa kaşıntısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kafam kaşınıyor'/><title type='text'>Baş kaşıntısı nedenleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.menslifetoday.com/partner/content/renkliwebftp/tr/archive/blog/why_scalp_itch/images/large.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 360px; height: 240px;" src="http://www.menslifetoday.com/partner/content/renkliwebftp/tr/archive/blog/why_scalp_itch/images/large.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Başınız Neden Kaşınıyor? Bu şikayet, saç derisinde kepeğe yol açan hastalıkların seyrinde sıklıkla görülür.&lt;/b&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;Saçlı deri kaşıntısı, erkeklerde oldukça sık görülen, fiziksel ve sosyal anlamda son derece rahatsız edici bir problemdir. Arkadaşlarla keyifli bir yemek sırasında sürekli başını kaşımayı kim ister!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şikayet, saç derisinde kepeğe yol açan hastalıkların seyrinde sıklıkla görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaşıntıya yol açan nedenlerin belirlenmesi, doğru tedavi yöntemine karar verebilmek için gereklidir. Ayırıcı tanıda en önemli bulgu, kaşıntı ile birlikte görülen kepeğin özellikleridir. Kaşıntının süresi, şiddeti, yaygınlığı, deride kızarıklık ve vücudun diğer alanlarında bulunması gibi belirtiler de, kaşıntıya sebep olan hastalığın tanınmasında yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru kepek ile birlikte görülen kaşıntı, havanın soğuduğu ve nemin azaldığı kış aylarında saç derisinin kurumasına bağlı olarak ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cilt yağlanmasının arttığı sıcak ve nemli hava koşullarında çoğalan maya mantarları (malessizia globosa) da kepek ve kaşıntıya yol açar. "Seboreik dermatit", kepeğin enflamatuar türüdür; orta ve aşırı şiddette kaşıntı ile seyreder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlı derinin sedef hastalığında hafif, kontakt dermatitte allerjenlerin yol açtığı şiddetli kaşıntı söz konusudur. Saç bitlenmesi, saçlı derinin mantar hastalıkları, kıl kökü iltihapları ve saçlı derinin enfeksiyonlarında; parazit, bakteri ve mantarların oluşturduğu enflamatuar reaksiyon sonucu kaşıntı ortaya çıkar. "Liken planus" ve diğer psikolojik kökenli kaşıntılara da oldukça sık rastlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kepek ve kaşıntıya yol açan faktör belirlendikten sonra çoğu zaman kepek önleyici şampuanlar ya da nemlendirici özellikli saç ürünleri kullanılarak rahatlamak mümkündür. Şiddetli ve iyileşmeyen kaşıntılarda dermatoloğunuza başvurmanız, ayırıcı tanının yapılabilmesi ve gerekli tıbbi tedavinin belirlenmesini sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaşıntısız günler dileklerimle!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-66314837941556768?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/66314837941556768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/66314837941556768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/bas-kasnts-nedenleri.html' title='Baş kaşıntısı nedenleri'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-2522213040180267309</id><published>2011-12-29T00:33:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T00:42:33.718+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soğuk nefes'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bunlara Dikkat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='burundan nefes'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bademcik şişmesi'/><title type='text'>Burun'dan nefes al, Sağlıklı kal !</title><content type='html'>&lt;a href="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/12/08/burundan-nefes-alin--1821136.Jpeg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 298px; height: 286px;" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/12/08/burundan-nefes-alin--1821136.Jpeg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;Uzmanlar, kirli havalarda ağızdan alınan nefesle birlikte, kirli havanın boğazda tahriş yaparak, akciğere kadar ilerlediğini ve bazı hastalıklara da davetiye çıkardığını bildirdi.&lt;/b&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emin Maden, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kış aylarında soğuk hava nedeni ile sobalarda ve kaloriferlerde kullanılan kalitesiz kömür ve egzoz dumanına bağlı oluşan kirli havanın ciddi solunum sıkıntılarına neden olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle soğuk hava nedeni ile burunda solunan havanın ısıtılması amacıyla, kılcal damarlarda kan akımının yoğunlaştığını ve buna bağlı burun tıkanıklığı ortaya çıktığını dile getiren Maden, "İnsanlar, havanın soğuk olması nedeniyle, ağzını burnunu kapatıp dışarı çıkıyorlar ve çoğu kez burunda oluşan tıkanıklık nedeniyle nefesi daha çok ağızdan almaya başlıyor. Ağızdan alınan nefes, kirli havanın akciğerlere kadar ilerlemesine, boğazda tahriş yapmasına ve öksürük, nefes darlığı gibi şikayetlerin artmasına neden olur" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kirliliğinin, toplum sağlığı için ciddi bir problem olduğunu söyleyen Maden, "Kirli havaya maruz kalmak, uzun dönemde hem çocuklarda akciğerin gelişimini etkiliyor hem de (kesin verilerle kanıtlanmamakla birlikte) akciğer kanseri gibi hastalıklara da neden oluyor. Özellikle astım hastaları ve kronik bronşiti olan hastalar, mümkün olduğu kadar kirli havalarda dışarı çıkmasınlar" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kirliliğini, havada sülfürdioksit, ozon, azot oksit, kurşun gibi yabancı partiküllerin yoğunluğunun artması olarak tanımlayan Maden, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Havadaki kirlilik, birçok solunum yolu hastalıklarının hem kökeninde var, hem de var olan astım, kronik bronşit gibi hava yolu hastalıklarının şiddetlenmesine zemin hazırlamaktadır. Özellikle kış aylarında, kalitesiz kömür yani, enerji seviyesi düşük, kükürt seviyesi yüksek olan kömürlerin yakılması, havadaki kirlilik oranının artmasına neden oluyor. Bu nedenle, özellikle kronik bronşit ve astımı olan hastaların hastaneye başvurusunda belirgin artış oluyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı kişilerde de nefes darlığına neden oluyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kirliliğinin, sağlıklı kişilerde de çeşitli rahatsızlıklara neden olacağını ifade eden Maden, hava kirliliğin yoğun olduğu bölgelerde zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmaması uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maden, özellikle çocukların uzun süre kirli havaya maruz kalması durumunda, kirliliğin, akciğerin gelişimini olumsuz yönde etkilediğini aktararak, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kirli hava, sağlıklı kişilerde de solunum fonksiyonlarında belirgin azalmaya, sağlıklı kişilerde dahi nefes darlığına, sinüzit, faranjit gibi üst solunum yolu hastalıklarında artışa neden oluyor. Bunun dışında özellikle çocukların, uzun süre kirli havaya maruz kalması, hem akciğerlerinin gelişimini olumsuz yönde etkiliyor hem de kesin verilerle kanıtlanmamakla birlikte akciğer kanserine neden oluyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler yapılmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle astım ve kronik bronşitli vatandaşların gerekmedikçe dışarıya çıkmamalarını öneren Maden, dışarıya çıkmak zorunda kalınırsa özellikle nefes darlığı sorunu olan hastaların nefeslerini burundan almalarını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kış aylarındaki hava kirliliğinin en önemli sebepleri arasında yer alan kalitesiz kömür yakılmasının yanında, arabaların egzozlarından çıkan dumanın da etkili olduğunu vurgulayan Maden, araç sahiplerinin mutlaka egzoz muayenelerini yaptırması tavsiyesinde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İç ortam hava kirliliği daha çok tehlikeli"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış ortam hava kirliliği kadar iç ortam hava kirliliğininde tehlikeli olduğunu anımsatan Maden, iç ortam hava kirliliğinin en önemli sebebinin sigara olduğunu dile getirerek, sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser türüne neden olduğunu, ayrıca kronik bronşit gibi hava yolu hastalıklarının en önemli sebebi olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebeveynlerin, özellikle akciğerleri yeni gelişmekte olan küçük yaştaki çocukların yanında sigara içtiklerinde çocukların dumandan ciddi şekilde etkilediği uyarısında da bulunan Maden, "Anne, baba sigara içtiği zaman çocukların akciğerlerinde ciddi hasar oluşmasına neden oluyor. Dünyada en sık ölüm nedenlerinden birisi akciğer kanseri ve bunun da en önemli sebebi sigara. Vatandaşlarımız, sadece dış havadaki kirliliğinden değil, bunların yanında mutlaka ev içi hava kirliliğine neden olan sigaradan da mutlaka korunması gerekiyor" dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-2522213040180267309?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/2522213040180267309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/2522213040180267309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/burundan-nefes-al-saglkl-kal.html' title='Burun&apos;dan nefes al, Sağlıklı kal !'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-175796136936095930</id><published>2011-12-25T12:05:00.000+02:00</published><updated>2011-12-25T12:08:17.684+02:00</updated><title type='text'>İşte Tüm Annelerin Merakla Beklediği Tarif!</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.facebook.com/PinarLabne"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; width: 200px; height: 300px; float: left; cursor: pointer;" border="0" alt="" src="http://bumerang.hurriyet.com.tr/server.ashx?type=image&amp;amp;file=img1-76cae8c2-a164-494f-80a0-38d4a9708758.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda herkesin konuştuğu hatta Obama’nın hanımının bile merak ettiği tarif; Pınar Labneli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes bu tarifi merak ediyor, lezzeti dünyanın bir ucuna yayılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pınar Labneli Yedi Baharatlı Pasta’nın tarifini &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/PinarLabne" target="_blank"&gt;www.facebook.com/PinarLabne&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; adresinden öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer Pınar Labne’li tarifleri herkesten önce öğrenmek için sayfayı takip etmeyi unutmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;Bir &lt;a title="bumads" href="http://www.bumads.com.tr?clientid=4abb6473-f5f5-40c1-91ff-32cde23bc24f&amp;amp;offerid=86" rel="nofollow" target="_blank"&gt;bumads&lt;/a&gt; advertorial içeriğidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;script type="text/javascript"&gt;ad_client = '4abb6473-f5f5-40c1-91ff-32cde23bc24f';ad_offer ='86';&lt;/script&gt;&lt;script type="text/javascript" src="http://sayac.bumads.com.tr/showads.js"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-175796136936095930?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/175796136936095930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/175796136936095930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/iste-tum-annelerin-merakla-bekledigi.html' title='İşte Tüm Annelerin Merakla Beklediği Tarif!'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-5996843227741096570</id><published>2011-12-24T12:39:00.000+02:00</published><updated>2011-12-25T12:45:00.192+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsel rahatsızlıklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel yolla bulaşan hastalıklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsel hastalıklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sex hastalıkları'/><title type='text'>Cinsel yolla bulaşan hastalıklar</title><content type='html'>&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 197px; height: 256px;" src="http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcS1a3WeeOTmjW7ZuN1sXkM5o7OvROrVabRFXZltg7nGzMmofRXiKw" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel yolla bulaşan hastalıklar dünyada en sık rastlanan enfeksiyon hastalıklarındandır. Batı ülkelerinde bu hastalıklar 1950'lerden 1970'lere doğru giderek artmış, 1980'lerde sabit bir düzeye ulaşmıştır. Ne var ki 1980'lerin sonundan itibaren pekçok ülkede, özellikle sifiliz ve gonore yeniden artmaya başlamıştır. Dünyada her yıl 250 milyonu aşkın kişi gonoreye (bel soğukluğu) yakalanır. Sifiliz vakalarının sayısı 50 milyon civarındadır. Trikomoniyaz ve genital herpes ise daha sıktır, ancak doktorların bu hastalıkları bildirmesi zorunlu olmadığından rakamlar kesin değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde cinsel yolla bulaşan hastalıkların çoğu, tedaviyle hızla iyileşebilir ve bulaşması önlenebilir. Ancak, eski organizmaların yeni ya da ilaca dirençli türleri, yeni ortaya çıkan etkenler, hayat koşullarının değişmesi ve daha serbest yaşam tarzları nedeniyle yayılım çok fazladır. Günümüzde dünya üzerinde insanların hareketinin artışı, bu hastalıkların hızla yayılmasından da sorumludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980'lerden sonra ortaya çıkan HIV/AIDS, cinsel yolla bulaşan hastalıklar sorununa yeniden dikkat çekilmesini sağlamıştır. Çeşitli nedenlerle gizlenen ve gerçek sayılarına ulaşmanın her zaman mümkün olmadığı bu hastalıkları toplumun önünde tartışılır hale getirmiştir ve bu, son derece yıkıcı ve halen tedavisine sahip olmadığımız hastalık nedeniyle alınan tüm önlemler diğer CYBH'ler için de koruyucu önlemlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrol altına alınması, tanı ve tedavi için tıbbi olanakların sağlanmasıyla olur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmada eğitim şarttır. Kişilerin cinsel yönden aktif yaşlara ulaştıklarında kendilerini bu hastalıklara karşı nasıl koruyacaklarını bilmeleri son derece önemlidir. Bu amaçla yürütülen çeşitli projeler kapsamında gençlerin ve adolesanların bilgilendirilmeleri amacı ile merkezler kurulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişide CYBH saptandığı zaman tedavi mutlaka eşine de uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bakteriyel CYBH&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bel Soğukluğu (Gonore)&lt;br /&gt;Bakteriyel Vajinoz&lt;br /&gt;Yumuşak Yara&lt;br /&gt;Kasık Granülomu&lt;br /&gt;Sifiliz(Frengi)&lt;br /&gt;Klamidya&lt;br /&gt;Mikoplazma&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Viral CYBH&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Genital Herpes&lt;br /&gt;Genital Siğiller&lt;br /&gt;Molluscum contagiosum virusü (MCV) enfeksiyonu&lt;br /&gt;Hepatit B&lt;br /&gt;Hepatit C&lt;br /&gt;Sitomegalovirus (CMV)enfeksiyonu&lt;br /&gt;İnsan bağışıklık eksikliği virusu sendromu (HIV)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Parazitik CYBH&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Protozoonlar&lt;br /&gt;Trichomonas vaginalis&lt;br /&gt;Entamoeba histolytica&lt;br /&gt;Giyardiyazis (Giyardiyoz)&lt;br /&gt;Ektoparazitler&lt;br /&gt;Kasık biti&lt;br /&gt;Uyuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mantar Enfeksiyonları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kasık Mantarı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-5996843227741096570?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/5996843227741096570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/5996843227741096570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/cinsel-yolla-bulasan-hastalklar.html' title='Cinsel yolla bulaşan hastalıklar'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-6439336488842310355</id><published>2011-12-19T13:14:00.000+02:00</published><updated>2011-12-19T13:16:25.168+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='menopoz geciktirme yönetimleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erken menepoz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='menepoz geciktirme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erken menopoz'/><title type='text'>Menopoz geciktirme yöntemleri</title><content type='html'>Erken menopoza gire riski taşıyorsanız çözümü birde doğada arayın. Türkiyenin önde gelen üç bitki uzmanı; Prof. Dr. Ahmet Maranki, Dr. Ender Saraç ve Suna Dumankaya, erken menopozu geciktiren özel tariflerini sizin için sıraladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size düşen tek şey birini seçmek ve uygulamak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ahmet Maranki’den:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Civanperçemi, Çobançantası, adaçayı ve karışık kür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİVANPERÇEMİ KÜRÜ&lt;br /&gt;Malzemeler: 15 gr. kıyılmış civanperçemi, 1.5 litre su &lt;br /&gt;Hazırlanışı: Civanperçemini 1.5 litre kaynar suda haşlayıp, soğuyunca süzün.&lt;br /&gt;Nasıl uygulamalısınız? Çayı, günde 3-4 kez, yemeklerden önce yarım fincan için. (Hazırladığınız kür gün içinde bitmeli.) Küre 3 hafta boyunca devam edip, ardından 1 hafta ara verin. Küre bu düzende 3 ay devam edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Dikkat edin: Etken maddelerin etkilerini yitirmemeleri için bitkileri nemsiz bir yerde saklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARIŞIK KÜR&lt;br /&gt;Malzemeler: 100'er gr. ısırgan otu, atkuyruğu civanperçemi, çobançantası, eğir otu ve bal&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Tüm malzemeleri, hepsinden eşit miktarda olacak şekilde harmanlayın. Toz haline getirdiğiniz karışımdan 1 tatlı kaşığı alarak 1 bardak kaynar suya (200 cc) ilave edin. Çayı 10 dakika demledikten sonra süzün.&lt;br /&gt;Nasıl uygulamalısınız? Balla tatlandırdığınız karışımı, günde 2 bardak, sabah ve gece yatmadan önce, aç karnına içmelisiniz. Küre 2. hafta gün aşın yine günde 2 kez; 3. hafta da 3 günde bir devam edin. 4. hafta küre ara verin. Karışık küre 3 ay boyunca bu düzende devam edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Dikkat edin: Etkilerini yitirmemeleri için bitkileri serin ve nemsiz bir yerde saklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADAÇAYI KÜRÜ&lt;br /&gt;Malzemeler: Yaklaşık 1 tatlı kaşığı adaçayı, 200 cc su&lt;br /&gt;Hazırlanışı: 1 bardak kaynar suya (200 cc), yaklaşık 1 tatlı kaşığı adaçayı İlave edin. Çayı 10 dakika kadar beklettikten sonra için.&lt;br /&gt;Nasıl Uygulamalısınız? Adaçayını bir hafta boyunca, sabah ve akşam, aç karnına, Ver bardak için. Küre 2. hafta gün aşın yine günde 2 kez; 3. hafta da 3 günde bir devam etmelisiniz. 4. hafta küre ara verin. Adaçayı kürüne bu düzende 3 ay boyunca devam edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Dikkat edin: Çeşitli yakınmalara yol açmaması için adaçayını günde 3 bardaktan fazla içmemeye dikkat edin. Ayrıca içeriğindeki kafurun ve linoel gibi uçucu yağlar zamanla etkisini yitireceği için, bir yıldan fazla bekletilmiş otları kullanmayın. Şifalı etkisinden tam faydalanabilmek için çaya limon ve şeker gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin. Hamilelik döneminde kullanmamaya da özen gösterin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOBANÇANTASI KÜRÜ&lt;br /&gt;Malzemeler: 20-25 gr. çobançantası, 1 litre su&lt;br /&gt;Hazırlanışı: 1 litre sıcak suya, 20 - 25 gr. çobançantası ilave edin. Çayı birkaç dakika kaynatıp, süzün.&lt;br /&gt;Nasıl uygulamalısınız? Bir hafta boyunca, her gün, Ver litre çobançantası kürünü için. Bir hafta ara verdikten sonra, küre ertesi hafta devam edin. Çobançantası kürüne bu düzende 3 hafta boyunca devam edin.&lt;br /&gt;Dikkat edin: Çayı isterseniz sıcak, isterseniz soğuk olarak tüketebilirsiniz. Bitkiyi, etkisini kaybetmemesi için serin bir yerde saklamaya özen gösterin. Çobançantası'nı çiğ olarak tüketebilir veya yemek olarak da yiyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUNLARA DİKKAT!&lt;br /&gt;• Çayın doğru bir şekilde hazırlanması, kürden etkili sonuç almanızda anahtar rol oynuyor. Örneğin bitkinin içindeki etken maddenin suyla karışabilmesi için bardağın 100 derecelik bir ısıda olması gerekiyor. Eğer bardak daha düşük ısıda olursa etken maddeler suyla karışamıyor, bunun sonucunda da kür etkisini gösteremiyor.&lt;br /&gt;• Kürün demleme yöntemiyle hazırlanması gerekiyorsa, çayı kaynatmayın. Kürden sonuç alamadığınız gibi, çeşitli yan etkilere de maruz kalabilirsiniz.&lt;br /&gt;• Aksi söylenmedikçe kürün içine şeker, bal ve limon gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin. Bu ürünlerin içeriğindeki etken maddeleri kürden fayda sağlamanızı önleyebilir.&lt;br /&gt;• Yol kenarlarında sunulan açık ürünleri almayın. Çünkü bitkiler açık ortamlarda serbest radikallere maruz kalabilir. Ambalajlı ürünleri tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Ender Saraçtan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karışık kür ve adaçayı kürü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARIŞIK KÜR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malzemeler: Bir tatlı kaşığına yakın anason, bir tutam papatya, iri bir tutam civanperçemi. Bir çay fincanı su (yaklaşık 100 cc)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Tüm malzemeleri harmanlayıp, yaklaşık 100 cc suyun içinde 3-4 dakika demleyin. Çayı süzdükten sonra ılık-sıcağımsı kıvama gelince bekletmeden için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl uygulamalısınız? Kürü, akşam saatlerinde yatmaya yakın, 2 fincan tüketmeniz gerekiyor. Karışık küre, 1-2 yıl boyunca her gün devam edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat edin: isterseniz, çayın lezzetini artırmak amacıyla içine esmer şeker katabilirsiniz. Çayı belirtilen süreden fazla kaynatmamaya dikkat edin. Aksi takdirde çay acılaşır, bunun sonucunda da içimi zorlaşır. En önemlisi de çaydan istediğiniz etkiyi alamazsınız.&lt;br /&gt;Nasıl uygulamalısınız? Kür sabah ve öğle saatlerinde 2 fincan içilerek uygulanıyor. Çayı içerken ne çok aç, ne de çok tok olmalısınız. Örneğin kahvaltı ile öğle yemeği arasında tüketebilirsiniz.&lt;br /&gt;Dikkat edin: Adaçayı’nın uyarıcı etkisi olduğu için akşam saatlerinde tüketilmesi önerilmiyor. Çayı, suyun içinde 4 dakikadan fazla bekletmeyin. Eğer suyun içinde daha fazla süre kalırsa toksik madde salgılar, bunun sonucunda da kürden yarar değil, zarar görürsünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suna Dumankaya'dan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nar, adaçayı, civanperçemi kürleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NAR KÜRÜ&lt;br /&gt;Malzemeler: 1 tatlı kaşığı nar çekirdeği tozu, bir kase yoğurt&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Bir kâse yoğurdun içine bir tatlı kaşığı nar çekirdeği tozunu katın. Karışımı iyice harmanlayın.&lt;br /&gt;Nasıl uygulamalısınız? Hazırladığınız karışımı, günde bir kez, istediğiniz saatte, taze olarak tüketin. Küre bir ay boyunca devam edin. Yılda 2 kez, örneğin ilkbahar ve sonbahar aylarında tekrarlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Dikkat edin: Etkisinden daha fazla yararlanabilmek için narı yaz ve sonbaharda tüketmeye çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADAÇAYI KÜRÜ&lt;br /&gt;Malzemeler: Bir tutam adaçayı, bir çubuk tarçın, 500 cc su&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Çayı, cam veya porselen demlikte, klasik çay gibi demledikten sonra süzün.&lt;br /&gt;Nasıl uygulamalısınız? Her gün istediğiniz saatte içebilirsiniz. Küre istediğiniz süre devam edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Dikkat edin: Yan etkilere yol açmaması için çayı kaynatmayın.&lt;br /&gt;CİVANPERÇEMİ KÜRÜ&lt;br /&gt;Malzemeler: 4 - 5 gr. (yaklaşık bir tutam) civanperçemi&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Civanperçemini soğuk suda yıkadıktan sonra geceden suya bırakın. Sabah, klasik çay gibi demleyin..&lt;br /&gt;Nasıl uygulamalısınız? Her gün bir su bardağı kadar tüketin. Küre istediğiniz kadar devam edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Dikkat edin: Çayı kaynatmamaya özen gösterin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-6439336488842310355?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6439336488842310355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6439336488842310355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/menopoz-geciktirme-yontemleri.html' title='Menopoz geciktirme yöntemleri'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-4967103312193114296</id><published>2011-12-19T13:11:00.000+02:00</published><updated>2011-12-19T13:14:25.619+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belirtisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aids belirtileri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aids yöntemleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aisd belirtileri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aids nedir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aids nasıl'/><title type='text'>Aids Belirtileri ve çözümleri</title><content type='html'>AIDS ve aynı virüs tarafından meydana getirilen diğer hastalıkların belirtileri hemen hemen aynıdır. Aynı soğuk ve gribin birbirleriyle özdeşleştirlmesi gibi.Fakat AIDS’e ya da ilgili hastalıklarından birine yakalanmış bir kişi için bu belirtiler çok ısrarcıdır ve nedeni yok gibi görünür. Kişi hiçbir zaman kendisini neyin hasta ettiğini bulamaz ve hastalığın üstesinden gelemez. Çünkü sadece doktorlar ve konu ile ilgili araştırma yapan bilim adamları bu belirtileri teşhis edebilirler. Bu belirtilerin doktor tarafından açıklanan bir kısmı şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel ve zihinsel aktiviteleri etkileyen, sebebi açıklanamayan aşırı bir yorgunlukZayıflama yada diyet gibi herhangi bir aktivite söz konusu olmadan iki aydan kısa bir sürede 7-10 kilo kaybıBirkaç haftanın sonunda ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkmasıUyku sırasında kişinin üstünü sırılsıklam edecek derecede terlemeSebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması (Özellikle boğazda, boyunda ve koltuk altında bulunan lenf bezlerinin kabarak en geniş halini alması)Dilin üzerinde ve ağız içinde beyaz noktalar yada lekelerin oluşmasıIsrarla devam eden ishalHerhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve çok uzun süren kuru öksürükÖzellikle öksürükle birlikte oluşan nefes darlığıDeri üstünde ya da altında oluşan kat kat, yada yükselen bir şekilde leke ve şişliklerin meydana gelmesi. Başlangıçta çürükmüş gibi algılanabilir fakat bunlar zamanla kaybolmazlar ve genellikle etraflarındaki derilerden çok daha serttirler.&lt;br /&gt;Bu belirtileri okumadan önce arkadaşlar bilmeniz gereken hususlardan birisi şu; Şüpheli ilişkiden sonra insan hemen aids olmaz. Aids şüpheli ilişkiden seneler sonra oluşur. Eğer kısa bir süre zarfında şüpheli ilişkiniz varsa ve bu belirtileri kendinizde buluyorsanız hastalığınız piskolojiktir. AIDS ve aynı virüs tarafından meydana getirilen diğer hastalıkların belirtileri hemen hemen aynıdır. Aynı soğuk ve gribin birbirleriyle özdeşleştirlmesi gibi. Fakat AIDS’e ya da ilgili hastalıklarından birine yakalanmış bir kişi için bu belirtiler çok ısrarcıdır ve nedeni yok gibi görünür. Kişi hiçbir zaman kendisini neyin hasta ettiğini bulamaz ve hastalığın üstesinden gelemez. Çünkü sadece doktorlar ve konu ile ilgili araştırma yapan bilim adamları bu belirtileri teşhis edebilirler.  Bu belirtilerin doktor tarafından açıklanan bir kısmı şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel ve zihinsel aktiviteleri etkileyen, sebebi açıklanamayan aşırı bir yorgunluk&lt;br /&gt;Zayıflama yada diyet gibi herhangi bir aktivite söz konusu olmadan iki aydan kısa bir sürede 7-10 kilo kaybı&lt;br /&gt;Birkaç haftanın sonunda ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkması&lt;br /&gt;Uyku sırasında kişinin üstünü sırılsıklam edecek derecede terleme&lt;br /&gt;Sebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması (Özellikle boğazda, boyunda ve koltuk altında bulunan lenf bezlerinin kabarak en geniş halini alması)&lt;br /&gt;Dilin üzerinde ve ağız içinde beyaz noktalar yada lekelerin oluşması&lt;br /&gt;Israrla devam eden ishal&lt;br /&gt;Herhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve çok uzun süren kuru öksürük&lt;br /&gt;Özellikle öksürükle birlikte oluşan nefes darlığı&lt;br /&gt;Deri üstünde ya da altında oluşan kat kat, yada yükselen bir şekilde leke ve şişliklerin meydana gelmesi. Başlangıçta çürükmüş gibi algılanabilir fakat bunlar zamanla kaybolmazlar ve genellikle etraflarındaki derilerden çok daha serttirler.&lt;br /&gt;Bunları okuduktan sonra kendinizde belirti aramaya başlamayınız. Çünkü aids hastalığından çok belirtileri üzerinde kafayı yemek üzere olan insan sayısı baya fazla. Test yaptırıp negatif sonuç aldıktan sonra bile hala belirti arayan insanlar bu sitede dolu. Konu üzerine yazılan bir yazıyı okumanızı öneriyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-4967103312193114296?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/4967103312193114296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/4967103312193114296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/aids-belirtileri-ve-cozumleri.html' title='Aids Belirtileri ve çözümleri'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-9153323289839890683</id><published>2011-12-19T13:08:00.000+02:00</published><updated>2011-12-19T13:10:32.560+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adet düzensizliğine ne iyi gelir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adet düzensizliğine çözüm'/><title type='text'>Adet düzensizliğine karşı bitkisel kürler</title><content type='html'>Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, adet düzensizliğine karşı testere dişli arslanpençesi bitkisiyle uygulanan bu iki kürü tavsiye ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Testere dişli arslanpençesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latince adı: Allcemilla vulgaris&lt;br /&gt;İngilizce adı: Lady’s mantle&lt;br /&gt;Almanca adı: Frauenmantel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;? Bayanlarda tüylenmeye karşı&lt;br /&gt;? Östrojen hormonu yükseltici&lt;br /&gt;? İltihaplı eklem romatizmasına karşı&lt;br /&gt;? FSH hormonu yüksekliğine karşı&lt;br /&gt;? Adet düzensizliğine karşı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürleri Uygulamadan Önce Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Testere dişli arslanpençesi yaprak ve sapları beraberce kullanıldığında ishale karşı etkili olabilmektedir. İshal olmayan birisi onun çayını içtiğinde kabız olurum endişesine de kapılmamalıdır. Çünkü kabızlık yapmaz. Bağırsağın perisaltik hareketlerini yavaşlatır ve kontrol altına alır. Hareketli bağırsak sendromu (irritable bowel syndrome, ibs) şikâyeti olanlara iyi bir yardımcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Zor kapanan yaralarda veya ameliyat sonrası ameliyat yaralarının hızlı bir şekilde kapanmasında iyi bir yardımcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Sık sık anemi (demire bağlı kansızlık) yaşayanlara haftada en az beş-altı kez bu bitkinin çayını içmelerini tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Erken menopoza girme yatkınlığı gösteren bayanların yardımcısıdır. Genç kızlar ve kadınlar adet düzensizliği yaşıyorsalar, testere dişli arslanpençesi mükemmel bir yardımcıdır. O, aynı zamanda kadınlık hormonlarının dengelenmesinde de yardımcıdır. Rahimde oluşmuş miyom veya miyomların neden olduğu ara kanamaları da durdurabilme ve kontrol altına alabilme gücüne sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Adet dönemlerinde fazla kan kaybına uğrayan veya adetleri uzun süren bayanlara bu bitkiyi öneririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Testere dişli arslanpençesinin ebter ve/veya GOD tohumların tarımının yapıldığı alanlara yakın bölgelerde yetişenlerin kullanılmaması gerektiğini önemle belirtmekte fayda görüyorum. Ülkemizde, GOD tohumlarla her ne kadar tarım yapılmıyorsa da, ne acıdır ki, sebzede %95 ebter tohum tarımı yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Oniki yaş altı çocukların herhangi bir kürü hekimlerine danışmadan uygulamalarını kesinlikle önermiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kür 1: Adet düzensizliğine ve tüylenmeye karşı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç-dört gram (bir tatlı kaşığı) kurutulmuş testere dişli arslanpençesi kaynamakta olan bir bardak (150-200 ml) klorsuz suya atılır. Kısık ateşte on dakika kaynatmaya devam edilir. Daha sonra soğumaya bırakılır ve ılıyınca süzülür. Bir ay boyunca her gün bir su bardağı içilir. Bir aydan sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta aradan sonra aynı şekilde bir aylık kür tekrar edilir. Ve kür sonlandırılır. Kürün en uygun içim zamanları sabah kahvaltısından iki saat sonra veya öğleden sonra aç karnına içmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleride adet düzensizliği tekrar ederse, kür 1 aynı şekilde tekrar edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kür 2: FSH hormonu yüksekliğine karşı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç-dört gram (bir tatlı kaşığı) kurutulmuş testere dişli arslanpençesi kaynamakta olan bir bardak (150-200 ml) klorsuz suya atılır. Kısık ateşte beş dakika kaynatmaya devam edilir. Daha sonra soğumaya bırakılır, ılıyınca süzülür. Bir ay boyunca her gün iki defa bir su bardağı içilir. İlki kahvaltıdan iki saat sonra, ikincisiyse akşam yemeğinden iki saat sonra içilir. Her defasında taze hazırlanması şarttır. Bir aydan sonra bir hafta ara verilir. Bir hafta aradan sonra aynı şekilde bir aylık kür tekrar edilir. Ve kür sonlandırılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-9153323289839890683?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/9153323289839890683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/9153323289839890683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/adet-duzensizligine-kars-bitkisel.html' title='Adet düzensizliğine karşı bitkisel kürler'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-5800449161424968458</id><published>2011-12-09T00:30:00.000+02:00</published><updated>2011-12-09T00:32:58.929+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kasık mantarı tedavi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kasık mantarı çözümü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kasık mantarı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kasık mantarından kurtulma'/><title type='text'>Kasık Mantarına ne iyi gelir</title><content type='html'>Kasık mantarı veya tıbbî ismiyle Tinea cruris, kasık bölgesinde oluşan bir mantar enfeksiyonudur. Genellikle sporcularda ve şişman, çok terleyen kişilerde görülür. "Kasık kaşıntısı" diye de bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasıkta kaşınma sıklıkla ekzema veya başka nedenlerle olur. Kaşıntı ile birlikte sıklıkla erişkin erkeklerde olan bir hastalıktır. Nemli ve ılık alanlarda olabilir. Kötü hijyen, sıkı çamaşırın sürtünmesi, bölgenin uzun süre nemli kalması ile infeksiyona duyarlılık artar. Kasık mantarı genellikle cinsel organlarda oluşmaz. Diğer tinea infeksiyonlarına göre daha az ciddidir. Ancak anal bölgede kaşıntı veya rahatsızlığa neden olabilir.&lt;br /&gt;Şikayetler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasıkta, anal bölgede kaşıntı, kızarıklık olur. Sınırları keskindir. Kuru ve kabuklu gibi olabilir. İçi sıvı dolu lezyonlar da olabilir. Ciltte koyu veya açık alanlar olabilir.&lt;br /&gt;Tanı ve tedavi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı esas olarak cildin görüntüsüne göre konur. Biyopsinin mikroskopik incelemesi veya kültür yapılabilir. Tedavide kişisel hijyen ve bakım önemlidir. Hekim sizin için uygun ağızdan veya cilde sürülen ilaçları verecektir. Tedaviye cevap verir, ancak bazı durumlarda dirençli olabilir. Lezyon bölgesinde kalıcı renk değişikliği yapabilir.&lt;br /&gt;Önlem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak iyi hijyen önemlidir. Banyodan sonra kurulanmak gerekir. Sürtünmeyi önlemeye çalışmak önemlidir. İç çamaşırlar sıkı ve havasız olmamalıdır.&lt;br /&gt;İsminden anlaşılabileceği gibi hastalık kasıkta, deri katları arasında veya anusta yanma ve kaşıntı şeklinde başlar. İç kasıklar ve genital bölgede de görülebilir. Etkilenmiş bölge kızarık veya kahverengi olabilir, deride dökülme soyulma ve çatlama görülebilir.[1][2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enfeksiyon kasığın kat yerinde, genelde her iki tarafta, yaklaşık 1 cm büyüklüğünde bir alan halinde başlar. Ardından benzer başka alanlar da belirir. Kızarıklık deriden yüksek, kabuk gibi bir tabaka şeklindedir, kernar sınırları belirgin olur, içi su toplayıp sızabilir.[3]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enfeksiyonun yayılması halinde kasık içinden aşağıya doğru ilerler. İlerleyen kenar daha evvel enfekte olmuş kısma kıyasla daha kızarık ve yüksektir, kabuklu yüzeyinin altından sıvı sızabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genişleyen enfeksiyon alanının orta kısımları kırmızı-kahverengi olur ve kabuğunu kaybeder. Kenarlarda sivilce veya apse gibi küçük kabarıklıklar görülebilir. Bunlarin da ortasi kirmizi olup üstelerinde küçük kabuklar olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığa neden olabilen mikroorganizma başlıca Trichophyton rubrumdur. Hastalığa neden olabilen bazı başka mantar türleri ise Trichophyton mentagrophytes ve Epidermophyton floccosum dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudun başka bölgelerinden mantar (çoğu zaman ayak mantarı) bulaşması yoluyla da meydana gelebilir (kasık mantarı olanların yarısında ayak mantarı da bululunmuştur). Mantar nemli, sıcak ortamda büyür, dolayısıyla deriye sürtünen sıkı, terli giysilerde hastalığın oluşmasına çok katkıda bulunurlar. Kasık mantarı, bağışıklık sisteminin zayıflaması durumlarında sıkça görülür ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Candida albicans da kasık bölgesi dahil olmak üzere katlanmış deriler arasında deri enfeksiyonuna neden olur, bu intertrigo olarak adlandırılır. İntertrigoda enfeksiyonu kasık mantarından daha kırmızı ve nemli görünür ve penise de yayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın tedavisi çabuk sonuç verir ve basittir. Tedavide klotrimazol veya mikonazol içeren anti-mantar melhemler kullanılır. Butenafin içeren yeni ilaçlar da mevcuttur. Bu ilaçlar mantar hücre zarında bulunan ergosterol sentezini engelleyerek mantar hücrelerinin ölümüne neden olur. Eğer deri iritasyonu ve kaşınması rahatsızlık veriyorsa glükokortikoid steroid içeren melhemler de kullanılabilir. Bu melhemler kaşınmadan meydana gelecek ikincil bakteriyel enfeksiyon riskini de azaltır. Eğer ilerleyen safhalarda ise ve kabuk bağlayıp yara oluşuyorsa bu durumda doktorunuz başvurmanız önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyileşme evresinden sonra enfeksiyonun tekrarlanması sık görülen bir durumdur. Mantar dayanıklı olabilir ve geri gelmesini engellemek için uzun süreli dikkat gerekebilir. Kuruluk en önem verilmesi gereken şarttır. Terleyince hemen duş almak, kasıkların kuru kalması için ilaçlı pudra (talk pudreası değil) kullanılması, bunu sağlar. sık sık iç çamaşırının değiştirilmesi, banyodan sonra kaşınan bölgelerin iyice kurulanması önerilir. Ayrıca giyilen iç çamaşırlarının, naylon türünde ve hava almayan iç çamaşırları olmamasına önem gösterilmelidir; tavsiye edilen pamuklu ve geniş çamaşırlardır. Tere neden olabilecek sentetik kumaşlı iç çamaşırları, deriyi tahriş edecek faaliyetlerden (bisiklet sürmek, sık sık jiletle traş olmak) kaçınılmalıdır. Mantar nemli kumaşta da büyüyebileceği için terden nemlenmiş giysiler yıkanmalıdır. Temiz giysiler kuru bir yerde saklanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayak mantarı kasığa da bulaşabilir ve tersi de olabilir. Bu yüzden iç çamaşırı giyerken kasıktan ayağa veya ters yönde bulaştırmamaya dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-5800449161424968458?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/5800449161424968458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/5800449161424968458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/kask-mantarna-ne-iyi-gelir.html' title='Kasık Mantarına ne iyi gelir'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-199085773805491931</id><published>2011-12-04T20:36:00.000+02:00</published><updated>2011-12-04T20:38:07.285+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='regl döneminde'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='regl sancısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adet döneminde yapılmaması gerekenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='adet sancısına ne iyi gelir'/><title type='text'>Adet - Regl Sancısına Ne İyi Gelir</title><content type='html'>Adet sancısı birçok bayanın ortak derdidir. Her ay belirli günlerde bel,karın ve yumurtalık bölgelerinde oluşan spazm şeklindeki dayanılmaz ağrılar yüzünden kimi, işiyle ilgili önemli bir toplantıya katılamazken...Balık, yumurta, tavuk ve süt adet sancılarını önlerken, elma,incir ise sinirlilik ve gerginlik gibi adet öncesi sendromuna iyi geliyor. Adet sancıları çoğu kadının ortak derdidir. Her ay belirli günlerde bel,karın ve yumurtalık bölgelerinde oluşan spazm şeklindeki dayanılmaz ağrılar yüzünden kimi, işiyle ilgili önemli bir toplantıya katılamazken, kimi de günler öncesinden biletini aldığı konsere gidemez.&lt;br /&gt;Sıkıntı, sinirlilik, halsizlik gibi adet&lt;br /&gt;Bazı kadınlar ise adet sancılarını geçirmek için ağrı kesicilerden medet umar. Oysa, yenilen gıdalara dikkat ederek adet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BALIK VE YUMURTA ADET SANCISINI HAFİFLETİYOR&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar, tuz, yağ ve şeker miktarını azaltıp, protein bakımından zengin olan balık ve yumurtayı fazla yiyenlerde, lifli besinleri sofrasından eksik etmeyenlerde adet&lt;br /&gt;Deniz mahsullerinde, soya fasulyesinde, sütte ve susamda ağrıyı azaltmak yanında kişiye mutluluk hissi de veren “trytophan” isimli bir çeşit amino asit bulunduğunu hatırlatan uzmanlar, bu gıdalar sayesinde adet döneminin ağrısız geçirilebileceğini belirtiyorlar. Adet&lt;br /&gt;İştah ya kapanır veya kişide aşırı tatlı yeme isteği ortaya çıkar. Bunların yanı sıra depresyon,alınganlık, gerginlik, endişe, uyum güçlüğü gibi duygusal değişiklikler de görülebilir. Kadınların yüzde 10’u adet öncesi sendromu (PMS) diye bilinen bu dönemi çok şiddetli yaşarlar. Daha çok 20’li ve 30’lu yaşlarda görülen adet öncesi sendromunun en önemli sebebi hormonal dengesizliklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAFEİNLİ İÇECEKLERDEN UZAK DURUN&lt;br /&gt;Hormonlar üzerinde etkileri olan bazı besinler ise,adet öncesi sendromunu önler. Örneğin, adet tarihinden birkaç gün önce tuz azaltılırsa, şişme ve ödemin önüne geçilebilir. Kafeinli içeceklerden uzak durulması ise,huzursuzluk hissini ve göğüslerdeki hassasiyeti azaltır.&lt;br /&gt;Diyetisyenler, bu konuda şöyle diyorlar : “Stres, aşırı alkol tüketimi, beslenmede doymuş yağ oranı fazlalığı, adet öncesi sendromunu hızlandırıcı faktörlerdir. Şeker hastalıklarında da sendrom daha ağır seyreder. Bu dönemi hafif geçirmek için karbonhidratlı gıdalardan uzak durmak gerekir. Adet döneminde ve adet öncesi sendromunda kalsiyumun önemi büyüktür.&lt;br /&gt;Kalsiyumun yüzde 99’u kemiklerde, geri kalanı da kandadır. Kandaki kalsiyum kas ve sinir iletimini sağlar. Kandaki kalsiyumun seviyesi düştüğünde, bundan kas ve sinir sistemi olumsuz yönde etkilenir. Böyle bir durumda adet öncesi sendromu daha yoğun yaşanır.&lt;br /&gt;Kalsiyum, B vitamini, E vitamini, çinko ve magnezyum bakımından zengin gıdalar almak gerekir. Yani bol bol siyah üzüm, yumurta, kabak, patates, kavun, ay çekirdeği, fındık, ceviz, muz, ciğer, deniz ürünleri ve balkabağı yenilmelidir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADET ÖNCESİ SENDROMUNU AZALTAN GIDALAR&lt;br /&gt;B vitamini : Ciğer, böbrek, yumurta sarısı, yapraklı sebzeler. Kalsiyum : Süt, balık, ayçekirdeği, soya fasulyesi, yerfıstığı, ceviz, somon. Magnezyum : Mısır, fındık, maydanoz, elma, incir, limon, portakal, un&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADET SANCILARINI AZALTAN GIDALAR&lt;br /&gt;Balık, yumurta, lifli besinler, tavuk, deniz mahsulleri, soya fasulyesi, süt, susam. öncesi sendromlar da dikkate alındığında kadınların yaklaşık on günü regl döneminin sıkıntılarıyla başbaşa geçer. İşin acı tarafı bu ağrılı ve sıkıntılı süreç, bazı kadınlar tarafından adeta bir kader gibi görüldüğü için hiçbir önlem almayı akıllarına getiremezler. sancılarına dur demek mümkün. öncesi vücut su toplamaya, göğüsler hassaslaşmaya başlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-199085773805491931?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/199085773805491931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/199085773805491931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/adet-regl-sancsna-ne-iyi-gelir.html' title='Adet - Regl Sancısına Ne İyi Gelir'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-3059940143165472887</id><published>2011-12-02T17:11:00.000+02:00</published><updated>2011-12-02T17:13:20.702+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mide sancısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yemegin ağıza gelmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mide yanması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mide kaynaması'/><title type='text'>Mide yanmasına ne iyi gelir ?</title><content type='html'>Öncelikle belirtmemiz gereken yanma hissini azaltan yiyecekleri tüketmektir . Mide yanması şikayeti genellikle çoğumuzun başımıza gelen bir sorundur . Dikkatli davranarak bu sorunu azaltmak mümkün . Öncelikle yemekleri az, sık sık olacak şekilde tüketin, yavaş yiyin, iyi çiğneyin. Yiyecek ve içeceklerinizin çok sıcak veya çok soğuk olmamasına dikkat edin . Yemeklerden hemen sonra uzanıp yatmayın . Alkol ve sigaradan da mümkün olduğunca kaçının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler yiyebilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnabahar: Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lahana: Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patates: Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup kati meyve presinde suyunu sıkın. Su, havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elma sirkesi: Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maden suyu: Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ispanak: Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeytinyağı: Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muz: Mideyi seven meyvelerin basında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızarmış ekmek: Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-3059940143165472887?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/3059940143165472887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/3059940143165472887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/12/mide-yanmasna-ne-iyi-gelir.html' title='Mide yanmasına ne iyi gelir ?'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-4649844035799668980</id><published>2011-10-23T04:11:00.001+03:00</published><updated>2011-10-23T04:11:40.192+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürtaj zararları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kürtaj sonrası'/><title type='text'>Kürtaj prematüre doğum riskini yükseltiyor</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;img src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/08/08/kurtaj-premature-dogum-riskini-yukseltiyor-1539122.Jpeg" class="mainImg" alt="Kürtaj prematüre doğum riskini yükseltiyor" style="border-top-style: none; border-right-style: none; border-bottom-style: none; border-left-style: none; border-width: initial; border-color: initial; border-width: initial; border-color: initial; margin-bottom: 5px; margin-right: 5px; float: left; " /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Ingiltere" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;İngiltere&lt;/a&gt; Ulusal Halk Sağlığı (NHS), hiçbir klinik müdahalenin tamamen risksiz olamayacağı ve kürtajın da özellikle hamileliğin ilk 12 haftasında &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;bir&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;kadının fiziksel sağlığı için birkaç risk taşıdığı konusunda uyarırken, İngiliz &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/hamilelik" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;Hamilelik&lt;/a&gt; Danışma Servisi, &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;büyük&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; çalışmaların şuan &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/kurtaj" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;kürtaj&lt;/a&gt; &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;ile&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/premature" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;prematüre&lt;/a&gt;doğum, &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/kanser" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;kanser&lt;/a&gt; &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;ve&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; olumsuz psikolojik sonuçlar arasında her hangi bir bağlantı olmadığını gösterdiğini belirtiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/The%20Guardian" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;The Guardian&lt;/a&gt; gazetesine göre, uzmanlar hamileliğin ilk haftalarında kürtaj olmanın oldukça güvenli olduğunu söylediğine dikkat çekerken, İngiltere Ulusal Halk Sağlığı, hiçbir klinik müdahalenin tamamen risksiz olamayacağı, kürtajın özellikle hamileliğin ilk 12 haftası süresince bir kadının fiziksel sağlığı &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;için&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;birkaç risk taşıdığı konusunda uyarıyor.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;Haberde, Stockholm’daki European Sociey for Human Fertilisation and Embryology konferansında 26 yaşının üzerinde bir milyondan fazla hamile kadının kayıtlarını içeren bir çalışmanın ortaya çıktığı belirtilerek, kürtaj olmuş kadınların daha sonra prematüre doğum yapma olasılığının yüksek olduğuna dikkat çekiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;strong&gt;-SİGARA İÇMEK PREMATÜRE DOĞUM RİSKİNİ ARTTIRIYOR"-&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca çalışmada, önceleri kadınların kürtaj yaptırdığını açığa vurmadıkları ve bunun da verileri saptırdığı ifade edilerek, kürtaj yaptırmış ve bebeğini düşürmüş kadınlar arasında prematüre doğum oranının değişmediği belirtiliyor.&lt;br /&gt;İkinci olarak, kürtaj olmuş bir kadının sigara içme, daha yaşlı ve sosyo-ekonomik geçmişi kötü olma ihtimalinin daha fazla olduğu ve tüm bu faktörlerin prematüre doğum olasılığını yükselttiği ifade ediliyor.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;strong&gt;-"PREMATÜRE DOĞUM RİSKİNDE BİR UZLAŞMA YOK"-&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, prematüre doğum riski olasılığında bir uzlaşma sağlanamadığına dikkat çekilerek, kürtaj ve prematüre doğum arasında bazı çalışmaların bağlantı bulduğu bazılarının ise bulmadığı vurgulanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;strong&gt;-"KÜRTAJ KANSER RİSKİNİ YÜKSELTMİYOR"-&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İngiliz Hamilelik Danışma Servisi’nden Patricia Lohr’un kürtajın, kanser riskini yükselttiği iddiasını reddederek, büyük çalışmaların şuan her hangi bir bağlantı olmadığını gösterdiğine dikkat çekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;Patricia Lohr ayrıca, yapılan büyük çalışmalar bir kürtaj ve olumsuz psikolojik sonuçlar arasında da bağlantının olmadığını gösterdiğine işaret ediyor&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-4649844035799668980?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/4649844035799668980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/4649844035799668980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/kurtaj-premature-dogum-riskini.html' title='Kürtaj prematüre doğum riskini yükseltiyor'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-3594299408075640635</id><published>2011-10-23T04:09:00.000+03:00</published><updated>2011-10-23T04:10:27.136+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gut hastalığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gut sebepleri'/><title type='text'>Alkol Gut hastalığını tetikliyor</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 20px; "&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://iblog.milliyet.com.tr/imgroot/blogv7/Blog333/2011/10/20/58/330715-3-4-0c7c4.jpg" width="308px" style="border-top-style: none; border-right-style: none; border-bottom-style: none; border-left-style: none; border-width: initial; border-color: initial; margin-top: 5px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px; float: right; " /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span id="internal-source-marker_0.42595164611015845" style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;Gut hastalığı ürik asit miktarının artmasıyla veya vücuttan atılamamasıyla oluşan özellikle eklemlerde &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: none; color: rgb(51, 51, 51); cursor: pointer; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;ve&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ayak baş parmağında aniden ortaya çıkan bir hastalıktır. Ürik asit, proteinlerin vücudumuzda sindirildikten sonra açığa çıkan yıkım ürünüdür. Eklemlerde, böbrek ve diğer dokularda iltihaba neden olabilir, böbrek yetmezliği ve böbrek taşı gelişebilir, halsizlik, hareketlerde zorluk genel belirtilerindendir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;Gut hastalarında genellikle kilo &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: none; color: rgb(51, 51, 51); cursor: pointer; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;ile&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; birlikte yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları ve şeker görülebilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;Alkol kullanımı, proteinden fazla beslenme, yağlı yiyecekler ve hamurişlerinin fazla tüketilmesi, az su içmek gut hastalığını tetikler. &lt;span id="internal-source-marker_0.3699394322843774" style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 8pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;Diyetisyen Özlem Sert Aydın&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: bold; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;Beslenme tedavisinde izlenecek &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: none; color: rgb(51, 51, 51); cursor: pointer; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;yol&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Şişmanlık varsa kişi diyetisyen kontrolünde kilo vermelidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Alkolden uzak durulmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Tavuk, balık, kırmızı et belirli miktarda tüketilmeli, deniz mahsulleri, salam, sosis, sucuk ve sakatatlardan uzak durulmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Kuru fasulye, nohut, barbunya, mercimek, ıspanak, bezelye, taze fasulye, brokoli, karnabahar, mantar, kuşkonmaz tüketiminde dikkatli olunmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Yağlı yiyeceklerden, kızartma ve hamurişlerinden uzak durulmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Su tüketimi artırılmalı, idrar rengine &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: none; color: rgb(51, 51, 51); cursor: pointer; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;göre&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; miktar belirlenmelidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Rafine karbonhidratlar gut hastalığını etkiler, içeriğinde rafine şeker, mısır ve fruktoz şurubu olan ürünler ürik asit atımını tetikler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Günde 1 kase kadar taze veya dondurulmuş kiraz tüketiminin ürik asit düzeyini düşürdüğü çalışmalarca desteklenmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;* Balık tüketimi yüksek miktarda pürin içermesinden dolayı sınırlıdır ama omega-3’ün gut hastalığında görülen iltihaplanmayı azalttığı bilinmektedir. &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: none; color: rgb(51, 51, 51); cursor: pointer; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;Bu&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; nedenle takviye alınabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'times new roman'; font-size: 12pt; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; background-color: transparent; "&gt;*Ekmek olarak kepekli, yulaflı veya çavdar ekmek yerine beyaz ekmek tercih edilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-3594299408075640635?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/3594299408075640635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/3594299408075640635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/alkol-gut-hastalgn-tetikliyor.html' title='Alkol Gut hastalığını tetikliyor'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-6389783065202060117</id><published>2011-10-23T04:08:00.000+03:00</published><updated>2011-10-23T04:09:43.086+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yorgunluğu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yorgunluk'/><title type='text'>Sonbahar yorgunluğu ile başetme yolları!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;img src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/10/21/sonbahar-yorgunlugu-ile-basetme-yollari--1711835.Jpeg" class="mainImg" alt="Sonbahar yorgunluğu ile başetme yolları!" style="border-top-style: none; border-right-style: none; border-bottom-style: none; border-left-style: none; border-width: initial; border-color: initial; border-width: initial; border-color: initial; margin-bottom: 5px; margin-right: 5px; float: left; " /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya birçoğumuzun &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;sonbahar&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;yorgunluğu olarak adlandırdığımız bu durumla baş etmenin yollarını anlatıyor.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;Dr. Ayça Kaya insan vücudunun makine gibi olduğunu &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;ve&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; bir taraftan enerji alırken, bir taraftan iş üretildiğini ve diğer taraftan da zararlı artıklar ortaya çıktığını belirtiyor. İnsan vücudunun da normal metabolizması sırasında besinler alınır, bu besinler vücudun yapıtaşına çevrilir ve bu esnada serbest radikaller dediğimiz bazı zararlı atıklar oluşur. Normalde insan vücudunun bunu kendi kendine temizleyen mekanizması vardır. Buna antioksidan yolaklar denir.  Bazı yiyeceklerin ve içeceklerin de antioksidan kapasiteleri yüksektir. Yani bu tür yiyecekleri tercih ettiğinizde hücreleriniz daha iyi temizlenir. Özellikle B-karaten, C vitamini, E vitamini açısından zengin yiyecekler, omega-3 oranı yüksek yiyecekler, selenyum iyonu antioksidan açıdan yüksek yiyeceklerdir. Semizotu, turunçgiller, ceviz, ıspanak, badem, nar, &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/havuc" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;havuç&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/kivi" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;kivi&lt;/a&gt;, ananas, balık, kurubaklagillerin hem vücudumuzu temizleyici hem de zindelik verici özellikleri vardır.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ŞEKERLİ YİYECEKLERE DİKKAT!&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;br /&gt;Şekerli yiyecekler, bal, pekmez, çikolata, helva, lokum, tatlılar, şeker oranı yüksek meyveler, muz, incir, üzüm basit karbonhidratlara örnektir. Bu yiyecekler kısa vadede enerjimizi yükseltse de uzun vadede yorgunluk yapar. Bu tür gıdaların verdiği enerji yalancı enerjidir. Bu yiyecekler kan şekerimizi &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;hızlı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; yükseltir ve hızlı düşürür. Yani aşırı yorgunluk hissettiğimizde bir miktar bu yiyeceklerden yediğimizde öncelikle hızlı bir kendini iyi hissetme safhası, akabinde de yorgunluğun derinleşerek uyku isteğinin ortaya çıktığını görürüz. Bu durumu özellikle hipoglisemisi olan insanlar öğleden sonraları, basit &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/karbonhidrat" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;karbonhidrat&lt;/a&gt; yüklü &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;bir&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; öğlen yemeğinin hemen 1-2 saat arkasından yaşar. Şekeri yükseltmek için yenilen çikolata önce iyi hissettirir daha sonra da daha fazla yorgunluk, halsizlik ve uyku isteği şeklinde vücutta kendini gösterir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;br /&gt;Bu yiyecekleri özellikle yorgunluk şikayetiniz varsa sık kullanmayın. Kan şekerini daha kontrollü yükselten yiyecekler aynı zamanda kaliteli bir enerji deposudur. Örnek, &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/bulgur" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;bulgur&lt;/a&gt;, kurubaklagiller, işlenmemiş unlar, kepekli pirinç, ekşi meyvalar, kivi, ayva, turunçgiller örnek &lt;a name="aspx1" target="_blank" style="text-decoration: underline; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;olarak&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; verilebilir. Özellikle reaktif &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/hipoglisemi" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;hipoglisemi&lt;/a&gt; dediğimiz yemek sonrası şekeri düşen hastaların, bu türdeki karbonhidratları şeçerek yemeleri kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlar.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca pişirilirken çok fazla yağ kullanılan yiyecekler, kızartmalar, yağ ve beyaz unun birlikte kullanılarak yapılan kurabiyeler, poğaçalarda yorucu yiyeceklerdir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluğun nedeni sadece kötü beslenmek değildir. Bazı hastalıkların seyrinde de yorgunluk görülebilir. Örneğin,&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Kansizlik" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;kansızlık&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Tiroid" target="_blank" class="tag" style="text-decoration: none; color: rgb(3, 42, 127); cursor: pointer; "&gt;tiroid&lt;/a&gt; bezlerinin az çalışması, Vitamin B12 eksikliği, hipoglisemi, çeşitli bağ dokusu hastalıklarının seyrinde de yorgunluk şikayetleri ortaya çıkabilir.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;br /&gt;Kendinizi sürekli yorgun hissediyorsanız bunun direkt kötü beslenmekten önce metabolik bir hastalığa bağlı olabileceğini de bilin. Öncelikle bir iç hastalıkları uzmanına başvurun ve bu hastalıklar açısından detaylı bir inceletme yaptırın. Bunlar toplumda aslında oldukça sık görülen hastalıklardır. Örneğin demir eksikliğine bağlı kansızlık Erkeklerde %20, kadınlarda %35, gebelerde % 50, bebek ve çocuklarda ise %50-60 oranında görülmektedir.  Eğer böyle bir hastalığınız varsa öncelikle bu hastalıkların tıbbi tedavisini yapmak uygun olur. Bununla birlikte B grubu vitaminler ve C vitamini de yorgunluk problemi olanlara iyi gelir. Ancak vitamin dahi alsanız mutlaka doktorunuza danışın. Bu vitaminleri ne kadar sürede ve ne miktarda kullanmanız gerektiğine doktorunuz doğru karar versin, vücudunuzda birikme olmasın.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlarla birlikte açık havada, sabah gün ışığı ile birlikte yapılacak yarım saatlik tempolu yürüyüş, vücudumuzda serotonin dediğimiz iyilik hormonunu yükseltir. Daha sağlıklı düşünmemizi ve daha pozitif olmamızı ve daha doğru kararlar vermemize yardımcı olur. Eğer önemli bir toplantıya ya da sunuma hazırlanıyorsak işin egzersiz kısmına çok önem vermeliyiz. Bununla birlikte beslenmeye çok dikkat etmek gerekir. Çünkü vücudumuzun yapıtaşı yiyeceklerimizdir. Bu dönemde alkol alımını sıfırlamak, şekerli içeceklerden, kahve ve çaydan kaçınmak, hazır ve işlenmiş yağ oranı yüksek gıdalardan uzak durmak gerekir. Akşam yemeklerini de çok ağır yememek, uyumadan en az 3 saat önce besin alımını kesmek de uyku sürecinin daha iyi ve kesintisiz olmasını sağlar. İyi uyumak, iyi beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak hem özel yaşamda hem de iş yaşamında başarıyı beraberinde getirir.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-6389783065202060117?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6389783065202060117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6389783065202060117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/sonbahar-yorgunlugu-ile-basetme-yollar.html' title='Sonbahar yorgunluğu ile başetme yolları!'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-4924097133740074862</id><published>2011-10-23T04:07:00.000+03:00</published><updated>2011-10-23T04:08:37.578+03:00</updated><title type='text'>Moral bozukluğu grip yapar mı?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;&lt;img src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/10/21/moral-bozuklugu-grip-yapar-mi--1712183.Jpeg" class="mainImg" alt="Moral bozukluğu grip yapar mı?" style="border-top-style: none; border-right-style: none; border-bottom-style: none; border-left-style: none; border-width: initial; border-color: initial; border-width: initial; border-color: initial; margin-bottom: 5px; margin-right: 5px; float: left; " /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt; Stres aslında daha fazla enerji gerektiğini hisseden bedenin verdiği doğal &lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;bir&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;&lt;u&gt; &lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;tepkidir.  Böyle bir tepkiye sadece yaralanmak, yeterli uyumamak, düzenli yememek gibi fiziksel tehditler değil psikolojik sorunlar da yol açar.   Bir işi acil olarak yetiştirmek zorunda olmanız, ilişkinizde sorunlar yaşamanız da strese neden olur.  Peki stres nasıl &lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;grip&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; yapar?&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt; Vücudunuz fiziksel veya psikolojik bir tehditle karşılaştığında kendini korumak için enerji, hız &lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;&lt;u&gt; &lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;konsantrasyona ihtiyaç duyar.  Bu durumda sinir ve hormon sisteminiz devreye girer, böbrek üstü bezleriniz adrenalin ve kortizol salgılar.  Bu hormonlar kalp atışınızı, kan basıncı ve kan şekerinizi artırır.  Nefesinizi hızlandırıp, sıklaştırır, organlarınıza giden kan akımını arttırır.   Kendinizi daha canlı hissedersiniz.  Yani vücudunuz kendisini tehlikeye karşı hazırlamak için enerjisini ve savunma gücünü arttırır.  Elinizi ateşten çekmek, size doğru gelen bir arabanın önünden kaçmak gibi acil bir durumda işinize oldukça yarayarak bu değişiklikler uzun süreli olduğunda tüm vücudunuzu olumsuz yönde etkiler. Kas gerginlikleri, baş ağrısı, &lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;uykusuzluk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, kilo sorunları yaşar, &lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;kolesterol&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, şeker, tansiyon problemleriyle boğuşur, bağırsak sorunları, &lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;depresyon&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;, hafıza bozukluğu &lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;ile&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;&lt;u&gt; &lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;uğraşırsınız. Sorunlar bunlarla da sınırlı kalmaz.  Stres &lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;bağışıklık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; sisteminizi zayıflatır ve hastalıklara yakalanma riskinizi arttırır.  Sonuç aynı sizin durumunuzda olduğu gibi grip de olabilir.  &lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;İyi &lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;haber&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;&lt;u&gt; &lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;ise stres azaldığında bu belirtilerin yok olması ve vücudun stressiz haline geri dönmesidir.  Bu nedenle moral bozukluğu yaşıyorsanız önce canınızı sıkan sorunlarla yüzleşmeye ve bunları çözümlemeye çalışın.  Eğer gripten yakanızı kurtarmak istiyorsanız dinlenmeye, bol sıvı almaya, C vitamini, çinko gibi desteklerden yararlanmaya özen gösterin. &lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;Antibiyotik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; gripte işe yaramaz.  Çünkü grip virüslerin neden olduğu bir hastalıktır.  Ancak grip üzerine bakteri enfeksiyonları gelişebilir.  Bu nedenle ateşiniz çok yüksekse doktorunuza danışarak bir antibiyotiğe başlayabilirsiniz.  Ekinezya gibi bağışıklık sisteminizi güçlendirecek destekleri de yine doktorunuzun tavsiyesi ile kullanabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;YEŞİL ÇAYI NE KADAR İÇEBİLİRİM?&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;Yeşil çay oligomerik proantosiyanidin denilen çok güçlü antioksidan maddeler içeriyor.  Özellikle &lt;span class="ADPopLink" style="text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-width: 1px; border-bottom-style: solid; padding-bottom: 1px; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;sabah&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="cursor: pointer;"&gt;&lt;u&gt; &lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;aç karnına ve özellikle egzersiz öncesi tüketilen yeşil çay hem metabolizmayı hızlandırıyor hem de yoğun egzersizin yan etkisi olarak üretilen serbest radikallere karşı vücudu koruyor.  Yeşil çayın faydaları bunlarla da sınırlı değil.  Kalpten damarlara, ciltten bağışıklık sistemine vücuda sayısız yarar sağlıyor.  Aslında yeşil çayı öyle çok fazla içmenize de gerek yok.  Günde 2 fincan yeşil çay size yeterli.  Yine de “daha fazla antioksidan almak istiyorum” diyorsanız bu miktarı günde  3-4 fincana kadar çıkarabilirsiniz.  Yeşil çayın kafein bakımından siyah çaydan daha masum olduğu ancak yine de 1 fincan yeşil çayda yaklaşık 50-100 mg kafein bulunduğu aklınızda olsun. &lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 13px; "&gt;Dr. Ece Hattat&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-4924097133740074862?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/4924097133740074862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/4924097133740074862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/moral-bozuklugu-grip-yapar-m.html' title='Moral bozukluğu grip yapar mı?'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-5013422609013012714</id><published>2011-10-23T03:58:00.001+03:00</published><updated>2011-10-23T03:58:21.532+03:00</updated><title type='text'>Soğuk Hava Yüz Felcini Tetikliyor</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;DOÇ. DR. ASİL: ''FELCE KARŞI YÜZÜN SOĞUKTAN KORUNMASI GEREKİYOR''&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Talip Asil, soğuk havanın yüz felcini tetiklediğini belirterek, ''Felce karşı yüzün soğuktan korunması gerekiyor'' dedi.&lt;br /&gt;     Doç. Dr. Asil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, beyinden yüzün mimik kaslarına gelen uyarıların engellenmesiyle yüz felcinin oluştuğunu söyledi.&lt;br /&gt;     Yüz felcini soğuk hava veya hava akımının tetiklediğini ifade eden Asil, insanlarda yüz bölgesi soğuğa ve rüzgara en sık maruz kalan vücut bölgesi olduğunu, soğuk hava veya rüzgarla karşılaştığı için yüzdeki virüslerin aktif hale geldiklerini, bu virüslerinde sinir uçlarında ödem oluşturarak yüz felcine sebep olduklarını belirtti.&lt;br /&gt;     Soğuk ve rüzgara maruz kaldıktan sonra kulak arkasında bir ağrıyı takip ederek ortaya çıkan yüz felcinin şiddetinin, birkaç günde daha da artabileceğini bildiren Asil, şunları dedi:&lt;br /&gt;     ''Sonuç olarak yüzün mimik hareketleri istendiği gibi yapılamaz, göz kapakları kapanamaz, dudak kenarı düşer ve alın da kırıştırılamaz. Herhangi bir duysal kayıp olmamasına rağmen hastalar, yüzde hissizlikten yakınabilirler. Bazı hastalarda tat duyusunda azalma, seslere karşı aşırı hassasiyet oluşabilir. Göz kapatamamaya bağlı olarak korneada tahriş görülebilir, hastalar yemek yemeye çalışırken yüzün felçli tarafından yemekleri düşürebilirler.''&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -İYİLEŞME EVRESİ-&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Yüz felci olan hastaların yüzde 60'ının bir ay içinde tamamen iyileştiğini, yüzde 35'inin iyileşmesi ise bir aydan fazla süreyi alabildiğini anlatan Asil, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;     ''Kalan yüzde 5 hastada yüz felcinde meydana gelen aksaklıklar kalıcı olabilir. Yüz felci bir anda olur ve daha önceden belirlenmesi mümkün değildir. Tedaviye hastalık başlangıcından sonra en kısa sürede başlanması iyileşmeyi hızlandırmaktadır. Yüz felcinin tedavisinde ilaç tedavileri uygulandığı gibi yüz kasları üzerine masaj yapılması, sıcak uygulamaları, yüz kaslarını hareket ettirmek için sakız çiğnenmesi de yararlı olabilmektedir. Yüz felci olan hastalarda göz kapakları kapanamadığı için hastalarda ortaya çıkabilecek kornea hasarlarından korunmak için gözün bir tamponla kapatılması ve yapay göz damlası kullanılması da gerekebilir.''&lt;br /&gt;     Yüz felcinden korunmak için kış dönemlerinde, yüzün soğuktan korunması gerektiğini hatırlatan Asil, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;     ''Özellikle soğuk ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkarken bir atkı, şapka veya örtü yardımıyla yüzün korunması yüz felcine karşı alınabilecek en etkili önlemdir. Ancak yine de yüz felci gelişirse bir an önce hastaneye başvurmak ve tedavinin erken başlanması hastalığın şiddetinin ve etki süresinin azalmasına neden olacaktır.'' (AA)&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-5013422609013012714?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/5013422609013012714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/5013422609013012714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/soguk-hava-yuz-felcini-tetikliyor.html' title='Soğuk Hava Yüz Felcini Tetikliyor'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-6258607123785350004</id><published>2011-10-23T03:57:00.004+03:00</published><updated>2011-10-23T03:58:03.922+03:00</updated><title type='text'>Mesane Kanserinde Bilinen En Önemli Risk Faktörü: Sigara</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;YRD. DOÇ. DR. KAPLAN: ''MESANE KANSERİNİN BİLİNEN EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRÜ SİGARADIR'' -''MESANE KANSERİ ERKEKLERDE DAHA FAZLA GÖRÜLMEKTEDİR. FAKAT SİGARA İÇME ORANI ARTAN KADINLAR ARASINDA DA BU KANSERİN GÖRÜLME ORANI ARTMIŞTIR''&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesane kanserinin bilinen en önemli risk faktörünün sigara olduğu bildirildi.&lt;br /&gt;     Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kaplan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mesane kanserinin oluşumunda etkili olan ''4-aminobifenil'' maddesinin sigarada yüksek dozda bulunduğunu söyledi.&lt;br /&gt;     Hastalığın kendisini kanlı idrarla gösterdiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Kaplan, şunları söyledi:&lt;br /&gt;     ''Mesane kanserinin bilinen en önemli risk faktörü sigaradır. Mesane için oldukça etkili bir kanserojen olan 4-aminobifenil adlı madde sigarada yüksek miktarda bulunmaktadır. Bu madde akciğerlerden kan dolaşımına geçmekte, böbreklerden süzülerek idrar yoluyla mesanede birikmekte ve mesane kanserine sebep olmaktadır.&lt;br /&gt;     Mesane kanserinin en önemli özelliği oldukça sık tekrarlaması ve tedavi edilmediği takdirde daha ileri evre hastalığa geçmesidir. En sık görülen yakınma kanlı idrar yapma olup böyle şikayeti olan bir kişinin özellikle 40 yaş üstü ve sigara içiyorsa mutlaka mesane kanseri açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.''&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -GÖRÜLME SIKLIĞI ERKEKLERDE DAHA FAZLA-&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Kaplan, yapılan araştırmalarda mesane kanserinin erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğünün tespit edildiğini bildirerek, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;     ''Mesane kanseri görülme sıklığı erkeklerde kadınlardan 3 kat daha fazladır. Bu kanser erkeklerin yüzde 50'sinde, kadınlarında yüzde 35'inde sigaradan kaynaklanmaktadır. Hastalığın görülme sıklığının cinsiyetler arasında farklılık göstermesi kadınlarda sigara içiminin daha az olmasına bağlanmaktadır. Şüphesiz kadınlar da sigaranın kanser yapıcı etkisine erkekler kadar duyarlıdırlar. Ancak ülkemizde de son yıllarda kadınlarda sigara içme oranının artması kadınlarda mesane kanseri görülme sıklığını eski yıllara göre artmasına sebep olmuştur.''&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -PASİF İÇİCİLERDE RİSK ALTINDA-&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Sigara kullanmasa da sigara içilen bölgelerde bulunan kişilerinde mesane kanseri riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Kaplan, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;     ''Sigara dumanına maruz kalma veya pasif sigara içiciliği dediğimiz durum da mesane kanseri riskini arttırmaktadır. Hatta tıp camiasında çok saygın yere sahip bir dergide yayımlanan araştırmada hayatında hiç sigara içmeyen ama mesane kanseri tanısı konan kadın hastaların, çocukluk döneminde ailelerinde birden fazla sigara içicisinin olduğu saptanmıştır. Bu araştırmaya göre sigara içmeyen kadınlardaki mesane kanserinin yüzde 70'inin sigara dumanına maruz kalmaktan kaynaklandığı bildirilmektedir.&lt;br /&gt;     Kanser ile uğraşan hekimlerin en önemli görevleri kanser oluşmasını önleyici tedbirler konusunda toplumu aydınlatmak, erken tanı ve tedavi yöntemleri geliştirmektir. Sigaranın sadece içen kişiler açısından bir risk faktörü olmadığı, aynı ortamda bulunan ailenin diğer bireyleri ve özellikle çocukları açısından da ileride mesane kanseri oluşması açısından önemli risk faktörü olduğu bilinmelidir.''&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -SİGARAYI BIRAKMAK KANSER GELİŞİMİNİ ÖNLÜYOR-&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Kaplan, sigara tiryakilerinin bu alışkanlıklarından vazgeçtiklerinde, mesane kanseri gelişiminin azaldığının kanıtlandığını bildirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:&lt;br /&gt;     ''Sigarayı bırakmak ileride mesane kanseri gelişme riskini de azaltmaktadır. Mesane kanseri gelişme riski sigarayı bıraktıktan sonraki 4 yıl içinde yüzde 40 azalmaktadır. Yıllar içinde bu azalma devam etmekle beraber maalesef hiç sigara içmeyenler düzeyine gelmemektedir. Sigarayı bıraktıktan sonra mesane kanserlerinde sıkça gördüğümüz tekrarlama oranları da sigarayı bırakmayanlara göre 2 kat daha azalmaktadır.'' (AA)&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-6258607123785350004?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6258607123785350004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6258607123785350004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/mesane-kanserinde-bilinen-en-onemli.html' title='Mesane Kanserinde Bilinen En Önemli Risk Faktörü: Sigara'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-2049645831042824854</id><published>2011-10-23T03:57:00.003+03:00</published><updated>2011-10-23T03:57:47.335+03:00</updated><title type='text'>Karbonmonoksit Zehirlenmesine Dikkat</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;SAĞLIK BAKANLIĞI: -''SON BİR YILDA ÜLKEMİZDE 33 KİŞİ KARBONMONOKSİT ZEHİRLENMESİNDEN HAYATINI KAYBETMİŞTİR'' -''BU ÖLÜMLERİN HEMEN HEMEN HEPSİ EVLERDEKİ YAKIT AMAÇLI MATERYALLERİN DOĞRU KULLANILMAMASINDAN KAYNAKLANMAKTADIR''&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sağlık Bakanlığı, son bir yılda Türkiye'de 33 kişinin karbonmonoksit zehirlenmesinden dolayı yaşamını yitirdiğini bildirdi. Ölümlerin hemen hemen hepsinin evlerdeki yakıt amaçlı materyallerin doğru şekilde kullanılmamasından kaynaklandığı belirtildi.&lt;br /&gt;     Bakanlık yetkilileri, özellikle kış aylarında ısınma amacıyla kullanılan soba, baca ve şofbenlerden kaynaklanan zehirlenmelerde artış görüldüğüne dikkati çekerek, Türkiye'de bilgisizlik, yanlış kullanım ve ihmal yüzünden güneybatıdan esen ''lodos'' rüzgarı nedeniyle, her yıl onlarca kişinin özellikle sobadan sızan karbonmonoksit zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybettiğini ifade ettiler.&lt;br /&gt;     Öldürücü olan karbonmonoksitin tatsız, kokusuz ve renksiz olduğu için fark edilmesinin zor olduğunu belirten yetkililer, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;     ''Genellikle bu ölümler doğalgaz ve karbon içeren proban gazı, kömür, odun, gaz yağının gibi yakıtların tam yanmamasından kaynaklanmaktadır. Son bir yılda ülkemizde 33 kişi karbonmonoksit zehirlenmesinden hayatını kaybetmiştir. Bu ölümlerin hemen hemen hepsi evlerdeki yakıt amaçlı materyallerin doğru kullanılmamasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;     Karbonmonoksit zehirlenmesinin belirtileri çok belirgin olmayabilir. Bu nedenle grip ve yiyecek zehirlenmeleriyle karıştırılabilmektedir. Karbonmonoksit zehirlenmesinin maruz kalma süresi ve gazın yoğunluğuna bağlı olarak kişiden kişiye değişen belirtiler gösterebilmektedir. Genel bazı belirtiler, oksijen yetersizliğine nedeniyle deride kırmızılaşma, kısa soluk alma, göğüste sıkışma, halsizlik, baş, göğüs ağrısı ve dönmesi, mide bulantısı ile kusma, rehavet, genel halsizlik ve bilinç kaybıdır.&lt;br /&gt;     Gripten farklı olarak karbonmonoksit zehirlenmesinde ateş ve glandüler şişmeler görülmemektedir. Genel bir halsizlik hissetmenize rağmen gripteki gibi bu kaslardaki halsizlik ağrılı olmamaktadır. Karbonmonoksit zehirlenmesinin belirtileri bazen görülüp bazen kaybolur, bazı zamanlarda diğer durumlara nazaran daha şiddetli olabilir.''&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -GENEL ÖNLEMLER-&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Yetkilerin verdiği bilgiye göre, karbonmonoksit zehirlenmesinden korunmak için alınması gereken genel önlemler şöyle:&lt;br /&gt;     ''Kullanılan soba, ocak, gazlı ısıtıcılar, fırın, şömine gibi bütün yanmalı aletler sertifikalı olmalı ve eğitimli profesyonellere düzenli olarak kontrol ettirilmeli, araç gereçler bu kişilerce monte edilmeli.&lt;br /&gt;     Düzenli olarak baca deliğini kontrol edilmeli ve havalandırmanın yeterli olduğundan ve yanan gazın rahat bir şekilde dışarı verildiğinden emin olunmalı.&lt;br /&gt;     Dumanını dışarı veren araç gereç seçilmeli. Bu aletler, daima kullanım kılavuzlarına göre kullanılmalı. Yanma esnasında gerekli olduğu durumlarda kapı ve pencereler açılmalı.&lt;br /&gt;     Kontrol edilmemiş ve havalandırması olmayan ısıtıcıların bulunduğu odalarda uyunmamalı. Evde ısınmak için gaz sobası veya fırın ile dumanın hızlıca birikeceği kapalı yerlerde herhangi bir yakıtla yanan araç gereç kullanılmamalı. Oturduğunuz ve uyuduğunuz yere yüksek standartlarda CO detektörü monte edilmeli, detektör yüksekte veya tavanda olmalı.''&lt;br /&gt;     Karbonmonoksit kaçağından şüphelenildiğinde mekanın hemen terk edilmesi gerektiğini vurgulayan yetkililer, giderken pencere ve kapıların açılması, yetkili kuruma bilgi verilmesi ve yetkililer izin vermedikçe eve kesinlikle geri dönülmemesi, hastaneye başvurulması gerektiği uyarısında bulundular.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -SOBA VE BACALARLA İLGİLİ UYULMASI GEREKEN KURALLAR-&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Kullanılan her türlü ısıtma cihazının kalite belgesine sahip olup olmadığından emin olunması gerektiğini de belirten yetkililerin verdiği bilgiye göre, şu önlemler alınmalı:&lt;br /&gt;     ''Cihazların garantilerine ve garanti sürelerine dikkat edilmeli. Kullanılan yakıtın standartlara uygunluğu kontrol edilmeli, izin belgesi olmayan satıcılardan kömür alınmamalı, yanma verimi yüksek olanlar tercih edilmeli. Soba kurulmadan önce bacalar temizlenmeli. Rüzgarın yönünü ayarlamak için bacaya şapka takılmalı. Bütün bacalar çatıdan en az 1 metre yüksekte olmalı. Bacalar en yakın binadan en az 6 metre uzakta olmalı. Soba odanın içinde en uygun yere yerleştirilmeli duvardan en az 50, en çok 150 santimetre uzağa kurulmalı. Sobanın altına yanıcı olmayan altlık konmalı. Fazla dirsek ve borudan kaçınmalı, en fazla iki dirsek kullanılmalı. Soba borusu bacaya fazla sokulmamalı, boru bacayı daraltmamalı. Zorunlu olmadıkça fazla dirsek kullanılmamalı. Soba, dirsek, boru eklem yerleri duman sızdırmamalı, eklem yerleri birbirine uygun geçirilmeli. Baca ve soba borusu bağlantısı uygun biçimde yapılmalı. Sobanın içi kullanılmadan önce mutlaka temizlenmeli.&lt;br /&gt;     Sobanın en fazla üçte ikisini kömür ile doldurulmalı, sobanın tutuşturulması mutlaka üstten yapılmalı. Sobanın alt ve üst delikleri açık tutmalı, delikler kademeli olarak kapatmalı. Yanmakta olan sobaya kesinlikle yeni kömür ilave edilmemeli. Soba, yanan kömür üzerine su dökerek söndürülmemeli. Lastik, plastik, boya, araba lastiği, tıbbi atıklar, çöpler gibi maddeler sobada yakılmamalı. Aşırı nemli kömür ve odun kullanmadan önce kurutulmalı. Bacalar standartlara uygun ve yalıtımlı olmalı, yılda en az bir defa, sobalar her gün temizlenmeli.&lt;br /&gt;     Özellikle alçak basınçlı lodoslu havalarda ölüm olaylarında artış görüldüğü için eğer bacalar standartlara uygun değilse alçak basınçlı havalarda soba yakılmamalı. Dumanın geri tepmesini önlemek için bacaların en üst noktası, çatının en üst noktasından 1 metre daha yüksekte olması sağlanmalı ve baca şapkası kullanılmalı. Binaların yangından korunması yönündeki mevzuat hükümlerine uyulmasına özen gösterilmeli.'' (AA)&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-2049645831042824854?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/2049645831042824854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/2049645831042824854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/karbonmonoksit-zehirlenmesine-dikkat.html' title='Karbonmonoksit Zehirlenmesine Dikkat'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-8198610796237406528</id><published>2011-10-23T03:57:00.001+03:00</published><updated>2011-10-23T03:57:15.147+03:00</updated><title type='text'>Donmalarda İlk Yardıma Dikkat</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;SAĞLIK BAKANLIĞI: -''DONMA GERÇEKLEŞEN KİŞİ İLK OLARAK ILIK BİR ORTAMA ALINARAK SOĞUKLA TEMASI KESİLMELİ, HAREKET ETTİRİLMEMELİ'' -''SU TOPLAMIŞ BÖLGELER PATLATILMAMALI VE BU BÖLGELERİN ÜSTÜ TEMİZ BİR BEZLE ÖRTÜLMELİ'' -''DONAN BÖLGE OVULMAMALI, KENDİ KENDİNE ISINMASI SAĞLANMALI. ELLER YUMRUK YAPILMIŞSA VE AYAKLAR BÜZÜLMÜŞSE AÇILMAYA ÇALIŞILMAMALI''&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hava sıcaklıklarının bugünlerde düşmesiyle birçok kişinin karşı karşıya kalabileceği donma riski konusunda, ''donma gerçekleşen kişinin ilk olarak ılık bir ortama alınması, hareket ettirilmemesi, donan bölgenin ovulmaması, eller yumruk yapılmışsa ve ayaklar büzülmüşse açılmaya çalışılmaması'' uyarısında bulunuldu.&lt;br /&gt;     Sağlık Bakanlığı yetkilileri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, donma olaylarında yapılacak ilk yardımın, hayat kurtardığı için iyi bilinmesi gerektiğini belirtti.&lt;br /&gt;     Aşırı soğuğa maruz kalan bölgeye yeterince kan gitmemesi ve dokularda kanın pıhtılaşması ile dokuda hasar oluştuğunu ifade eden yetkililer, birinci derece donların en hafif aşama olduğunu ve erken müdahale edildiğinde hızla iyileşme sağlandığını bildirdi.&lt;br /&gt;     Deride solukluk, soğukluk hissi, uyuşukluk, halsizlik ile takiben kızarıklık ve iğneleme hissinin, bu aşamadaki donun en önemli belirtileri olduğunu dile getiren yetkililer, ikinci derecede zarar gören bölgede gerginlik hissi, ödem, şişkinlik, ağrı ve içi su dolu kabarcıklar meydana geldiğini ve su toplayan yerlerin iyileşirken siyah kabuklara dönüştüğünü ifade etti.&lt;br /&gt;     Yetkililer, dokuların geriye dönülmez biçimde hasara uğramasının ise üçüncü derece don belirtisi olduğuna dikkati çekerek, bu durumda da canlı ve sağlıklı deriden kesin hatları ile ayrılan siyah bir bölge oluştuğunu belirtti.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -DONUKTA ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER-&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Soğuk havaya çıkarken ortama göre kat kat giyinilmesi gerektiğini vurgulayan yetkililer, alınabilecek diğer önlemleri şöyle sıraladı:&lt;br /&gt;     - Başınızı ve özellikle kulaklarınızı korumak amacıyla yünlü şapka veya atkı kullanın,&lt;br /&gt;     - Yün ve parmaksız olan eldivenler ile ellerinizi koruyun,&lt;br /&gt;     - Dolaşımı bozabilecek sıkı giysileri giymekten kaçının ve su geçirmeyen ve sıkı olmayan botları tercih edin,&lt;br /&gt;     - Yüksek enerji veren bal, pekmez, reçel gibi karbonhidratlı besinleri yiyin,&lt;br /&gt;     - Kesinlikle sigara ve alkol kullanmayın, bol sıcak sıvılar için,&lt;br /&gt;     - Dışarıda hareketsiz kalmayın, ancak terletecek eforlar yapmayın,&lt;br /&gt;     - Kara oturmayın ve ıslaklanmaktan kaçının,&lt;br /&gt;     - Aracınızda yeterli yakıt olmasına dikkat edin,&lt;br /&gt;     - Arabanızda mutlaka battaniye, yedek ayakkabı ve giysiler, kibrit, mum ile yiyecek ve içecek bulundurun,&lt;br /&gt;     - Cep telefonu ve şarjını mutlaka yanınızda bulundurun,&lt;br /&gt;     - Soğuk havalarda, çocukların, yaşlıların ve kronik hastalığı olanların dışarıda uzun süre kalmamalarına dikkat edin.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -İLK YARDIM NASIL YAPILMALI?-&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Yetkililer, donma olayı gerçekleşin bir kişinin ilk olarak ılık bir ortama alınarak soğukla temasının kesilmesi gerektiğini belirterek, şu uyarılarda bulundu:&lt;br /&gt;     ''Hasta ya da yaralı sakinleştirilmeli. Kesin istirahate alınmalı ve hareket ettirilmemeli. Üzerindekiler çıkartılarak kuru giysiler giydirilmeli. Sıcak içecekler verilmeli. Su toplamış olan bölgeler patlatılmamalı ve bu bölgelerin üstü temiz bir bezle örtülmeli. Donuk bölge ovulmamalı, kendi kendine ısınması sağlanmalı.&lt;br /&gt;     El ve ayaklar doğal pozisyonda tutulmalı. Eller yumruk yapılmışsa ve ayaklar büzülmüşse açılmaya çalışılmamalı.&lt;br /&gt;     Isınma işleminden sonra hala hissizlik varsa bandaj yapılmalı. El ve ayaklar yukarı kaldırılmalı, tıbbi yardım istenmeli. (AA)&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-8198610796237406528?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/8198610796237406528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/8198610796237406528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/donmalarda-ilk-yardma-dikkat.html' title='Donmalarda İlk Yardıma Dikkat'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-6151267144817000257</id><published>2011-10-23T03:55:00.003+03:00</published><updated>2011-10-23T03:57:30.292+03:00</updated><title type='text'>Soğuk Hava Kalbi Tehdit Ediyor</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;PROF. DR. GÖK: ''ÖZELLİKLE SOĞUK VE RÜZGARLI HAVALAR KALP KRİZİ VE ANİ ÖLÜMÜ TETİKLER. BU NEDENLE KALP HASTALARI KORUNMADAN KESİNLİKLE DIŞARI ÇIKMAMALI'' -''KALP HASTALARI, RÜZGARI ARKAYA ALARAK YÜRÜMELİ''&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Prof. Dr. Hasan Gök, kalp hastalarına, yurt genelinde etkili olan soğuk havada zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamalarını önerdi.&lt;br /&gt;     Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gök, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yurdun büyük bir bölümünde etkisini sürdüren soğuk havanın, grip, soğuk algınlığı, yüksek tansiyon, kalpte ritm bozukluğu, ani ölüm, yüz felci gibi rahatsızlıklar dışında, özellikle kalp rahatsızlığı bulunan kişiler için çok riskli olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;     Soğuk havalarda kalp hastalarının çok dikkatli olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Gök, özellikle bilinen koroner kalp hastalığı olan yani kalp krizi geçirmiş veya ritm bozukluğu, kalp yetersizliği bulunan kişilerin risk grubunda yer aldığını bildirdi.&lt;br /&gt;     Prof. Dr. Gök, soğuk havada kalp damarlarının uyarılarak kasıldığını, kalbin yükünün arttığını ve kalbin beslenmesinin bozduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;     ''Yükün artmasıyla daha fazla kan pompalaması gereken kalp, yetersiz kan alımı nedeniyle zorlanınca, kalp krizi riski artıyor. Özellikle soğuk ve rüzgarlı havalar, kalp krizi ve ani ölümü tetikler. Bu nedenle kalp hastaları korunmadan kesinlikle dışarı çıkmamalı. Soğuk havada hastalarda ani kalp ölümü çok daha kolay gelişir. Kalbinde protez kapağı ve kalp yetmezliği nedeniyle ayaklarında şişlik olan kişilerin de soğuk havada uzun süre kalması hayati risk oluşturabilir. Çünkü soğuk havalarda vücudun pıhtılaşma mekanizması da bozulmaktadır. Kış mevsiminde birçok kentimizde artan hava kirliği de kalp hastaları için çok ciddi bir çevresel tehdit olarak karşımıza çıkıyor.''&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -''RÜZGARA KARŞI YÜRÜMEYİN''&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Kalp hastalarına dışarı çıkmak zorunda kaldıklarında, soğuktan koruyan giysiler giymesi önerisinde bulunan Prof. Dr. Gök, ''Önemli olan kalın giymek değil, soğuktan koruyan giysiler giymek. Kalp hastalarına yünlü giysileri öneriyoruz. Soğuk havada mümkün olduğunca az kalınmalı. Kalp hastaları rüzgara karşı değil, rüzgarı arkaya alarak yürümeli. Bu küçük tedbirlerle kalp krizi riski en aza indirebilir'' diye konuştu.&lt;br /&gt;     Kalp hastalarının soğuk havalarda ani hareketlerden kaçınması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Gök, merdiven çıkma ya da vücudu zorlayacak sporlar ve yemekten sonra kalbi yoran ağır egzersizlerin yapılmaması konusunda da uyarılarda bulundu.&lt;br /&gt;     Egzersizlerini aksatmak istemeyen kalp hastalarına soğuk havalarda kültür fizik hareketlerini önerdiklerini belirten Prof. Dr. Gök, spor salonlarının bu mevsimde spor yapmak için uygun mekanlar olduğunu ifade etti.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -''SÜTLÜ İÇECEKLER TÜKETİN''&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Prof. Dr. Gök, kalp sağlığı için beslenmenin de çok önemli olduğunu vurgulayarak, ''Soğuk havalarda özellikle sütlü sıcak içecekler ve bol sıvı tüketilmeli. Yine mevsim gereği Akdeniz türü beslenmeyle bol bol sebze yemekleri ve meyve tüketilmelidir'' dedi.&lt;br /&gt;     Diyabeti bulunmayan kalp hastalarına soğuktan korunmak için bal tüketmelerini tavsiye eden Prof. Dr. Gök, ilaçların da mutlaka sabah ve akşam saatlerinde düzenli olarak alınması gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     -DİYABET VE BÖBREK HASTALARI DA RİSK GRUBUNDA&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;     Prof. Dr. Gök, kalp hastalarının yanı sıra şeker hastalığı ve böbrek yetmezliği bulunanların da soğuk havadan kendilerini koruması gerektiğini vurgulayarak, ''Yüzde 75'i kalp krizinden hayatını kaybeden şeker hastaları ve büyük bölümü kalp krizi ve ritm bozukluğundan ölen böbrek hastaları da soğuk havada risk grubunda yer alıyor'' dedi. (AA)&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-6151267144817000257?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6151267144817000257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/6151267144817000257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/soguk-hava-kalbi-tehdit-ediyor.html' title='Soğuk Hava Kalbi Tehdit Ediyor'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-8072885397125864126</id><published>2011-10-23T03:55:00.002+03:00</published><updated>2011-10-23T03:56:46.270+03:00</updated><title type='text'>100 Kadından 40'ı Adet Döneminde Bambaşka Biri Oluyor</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p align="justify"&gt;Pek çok kadının ortak sorunu, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu. Başağrısından öfkeye kadar bir dizi şikayete yol açan bu sendroma karşı çeşitli tedavi yöntemleri uygulanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, bu durumun bir hastalık olmadığı için kadının yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için tedavi uygulandığını belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kadınlar her ay adet dönemlerine yakın fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşıyor. İşyeri ve aile içi tartışmaları en çok bu dönemde oluyor. Çünkü kadınların hoşgörüsü, sabrı, dayanma gücü en aza iniyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Gece sürekli delinen uyku, şiddetli baş ve karın ağrıları, halsizlik, aşırı tatlı yeme isteği, mutsuzluk, karamsarlık duygusu kadınları esir alıyor. Her ay tekrarlanan Adet Öncesi Gerginlik Sendromu olarak tanımlanan bu değişiklikler, kadınların hayatını zorlaştırıyor. Kadınların bu zor anlarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmak ve hayatını kolaylaştırabilmek amacıyla Acıbadem Maslak Hastanesi'nde Adet Öncesi Sendromu yaşayan kadınlara özel bir klinik kuruldu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;b&gt;?Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği? Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk&lt;/b&gt;&lt;b&gt;, &lt;/b&gt;adet öncesi dönemde her 100 kadından 95'inin fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşadığını, yüzde 40?ının ise bu gerginlik yüzünden günlük yaşamda sorunlarla karşı karşıya kaldığını, bunların da yüzde 5-10?unun çok ciddi boyutlarda rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor.  Üstelik bu belirtiler her kadına göre de değişiyor. Sendrom; adetten 2?14 gün öncesinden başlayan fiziksel ya da ruhsal çok değişik bulguların ortaya çıkması fakat adet kanamasıyla birlikte 10?12 günlük süre içinde kaybolması, adeta değişik bir kişilik yapısında hayatını sürdürmesi, ay ve ay tekrar etmesi ile kendini belli ediyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Belli başlı  belirtiler şunlar:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Baş ağrısı Göğüslerde hassasiyet ve dolgunluk hissi Karında şişkinlik ve ağrı Vücutta ödeme bağlı şişkinlik oluşması Tatlı ve tuzluya iştah duyulması Ruhsal bir gerginlik hali Sabırsızlık Duygusal dalgalanmalar (bir anda gülerken, bir anda ağlamaklı olmak) Hoşgörüsüzlük Sinirli ve sert davranışlar &lt;p align="justify"&gt;Eğer bu belirtiler kişinin günlük yaşantısında ciddi bozukluklara neden olmuyorsa, tedaviye gerek duyulmuyor. Ancak hasta bundan rahatsız olup geliyorsa, ilişkilerinde kopukluklar yaşıyorsa, mesleki yaşamı etkileniyorsa Adet Öncesi Gerginlik Sendromu ile ilgili destek verilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;SARA, MİGREN ATAKLARINI ARTIRIYOR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Adet öncesi dönemde kendi tanısını almış birçok tıbbi rahatsızlık (sara, migren, astım nöbetleri, alerjik reaksiyonlar gibi) artabiliyor. Bu hastalıklar kendilerine özgü tedavilerinin yanısıra, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu?nun tedavisinden de yarar görebiliyorlar. Sara hastası bir kadın adet öncesinde hastalığıyla ilgili bir alevlenme yaşıyorsa, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu tedavisinden de sara adına yarar görebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;PROGESTERON HORMONU VÜCUDUN DÜZENİNİ  ALTÜST EDİYOR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Adet öncesi döneminde salgılanan progesteron hormonuna vücut ve beyin uygunsuz tepkiler gösterebiliyor. Tamamen doğal ve fizyolojik olan bu biyolojik süreç de vücudun progesteron hormonunun azalıp yükselmesine verdiği bir anlamda uygunsuz tepki veriyor. Kültürel yapıda ağrının algılanmasında önemli bir etken. Kadının ekonomik ve sosyal  özgürlüğüne kavuştuğu kültürlerde bu bulgular daha çok ruhsal yönden ortaya çıkıyor. Ruhsal bulguların ortaya konmasının kabul görmediği kültürlerde fiziksel bulgularla ortaya çıkıyor, eşine bağırmanın hoş karşılanmadığı kültürde bel ağrısıyla kendini gösterebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;HASTAYA  'ADET GÜNLÜĞÜ' TUTTURUYORUZ &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, çeşitli yakınmalarla gelen hastanın dikkatli dinlenerek bulguların adet düzeniyle karşılaştırılması sonucunda tanı konulduğunu belirtiyor. Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam ediyor: ?Bir iki ay süresince hastanın tuttuğu günlükler bize yardımcı oluyor. Her gün hangi bulguları ne şiddette hissettiğini böylece ölçebiliyoruz. Altta yatan bir hastalık olmadığından yapılacak testlerin tanıda fazlaca bir faydası yok, hepsi genelde normal çıkacaktır. Ancak benzer şekilde rahatsızlıklar varsa bu hastalıkların tek tek değerlendirilmesi ve şikayetlerin bu nedenlerden kaynaklanmadığından emin olunması gerekiyor.?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;ADET ÖNCESİ GERGİNLİK SENDROMUNU AZALTAN UYGULAMALAR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Tedavide ilk nokta kadının bu konuda bilgilendirilmesidir. Bunun bir hastalık olmadığının anlatılması gerekiyor. Tedavinin kendi yaşam kalitesini ve sağlığını  artırmak için verildiğinin ifade edilmesi gerekiyor. Sağlıklı bir beslenme önemli. Daha az işlemden geçmiş doğal yiyecekler, sebze, meyve tüketilmesi, pirinç, patates, yulaf türevi yiyecekler, düşük yağ oranlı beyaz etler, baklagiller, doymamış yağ karbonlarını içeren bitkisel yağlar, sağlıklı beslenmenin temelini oluşturuyor. Adet döneminde daha da çok dikkat etmek gerekiyor. Çikolatadan, çok şekerli, tuzlu yiyeceklerden uzak durulması öneriliyor. Doğal isteğe karşı kan şekerini dengede tutmak lazım. Çikolata yenilince şeker yükseliyor, aniden düşüyor. Vücut ani artış ve azalmaya olumsuz tepki veriyor. Özellikle adet öncesi dönemde kafein içeren içecekler ve gazlı içeceklerden uzak durmalı, diyet kola bile içilmemeli. Bol su içilmeli. Kadın için eşinin, arkadaş ve dostlarının anlayış ve desteği çok önemli. Kadınlar kendilerine zaman ayırmak istiyorlar. Ev işleri, çocuk bakımı, iş hayatının yoğunluğu nedeniyle yorulan kadına karşı hoşgörülü olmak lazım. İki tedavi seçeneği var: Hormonal iniş ve çıkışların engellenmesi lazım. Bu, doğum kontrol haplarıyla sağlanıyor. Bu hapların kullanılışı çok önemli. 2?3 aya yayılarak kullanılırsa belirtiler azalıyor. Hormonal tedavi uygun değilse ya da kadın bu konuda olumsuz düşünüyorsa o zaman da bu hormonal iniş çıkışların beyindeki etkisini kontrol altına almak üzere serotonin maddesini artıran ilaçlar kullanılabiliyor. Fiziksel bulgulara yönelik olmak üzere de özgün tedaviler verilebilir. Göğüs sancısı, dolgunluğu için çuha çiçeği yağından elde edilen doğal bir madde kullanılabiliyor, çok ileri boyutlardaysa ?bromocriptine? dediğimiz bir ilaç da önerilebiliyor. Vücuttaki su toplanması ve ödemle giden kilo artışlarına karşın diyetle eğer kontrol altına alınamıyorsa kontrollü diüretik tedavisi uygulanabilir. Karın ağrılarının nedenleri için de bunların endometriozis gibi yapısal nedenlere bağlı olmadığının değerlendirilmesi gerekiyor. Baş ağrısı için de genelde nörolojik kontrolü takiben adet öncesi dönemde verilen betablokerler kullanılabiliyor. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-8072885397125864126?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/8072885397125864126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/8072885397125864126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/100-kadndan-40-adet-doneminde-bambaska.html' title='100 Kadından 40&apos;ı Adet Döneminde Bambaşka Biri Oluyor'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-7819662569054394793</id><published>2011-10-23T03:55:00.001+03:00</published><updated>2011-10-23T03:56:27.343+03:00</updated><title type='text'>Kolesterolü üzüm çekirdeği ile düşürmeye çalışmayın</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p&gt;Kolesterol ilaçlarının hastalara yararlı mı yoksa zararlı mı olduğu konusu uzun süreden beri bitmeyen bir tartışma konusu. Bu tartışmadan olumsuz etkilenen bazı yüksek kolesterol hastaları, ilaçlardan uzaklaşıp bitkisel yollara başvuruyorlar. Muzdan üzüm çekirdeğine kadar farklı bitkilerle kolesterollerini düşürmeye çalışıyorlar. Oysa uzmanın önermesine rağmen ilaçlarını bırakarak yalnızca bitkisel yolla kolesterolü düşürmeye çalışmak çeşitli sağlık risklerine davetiye çıkarmak anlamına gelebiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Acıbadem Kadıköy Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, &lt;/b&gt;kolesterolün düşürmesindeki birincil yaklaşımın önce dengeli, düzenli beslenme ve spor formülüyle aşılmaya çalışılmasının önemine değinerek,&lt;b&gt; &lt;/b&gt;?Eğer bu önlemlere rağmen kolesterol değerleri düşmüyorsa ilaca başlanabilir. En son bilimsel çalışmaların ışığında kolesterol ilaçlarının doğru hastada kullanıldığında kalp krizini önlemede büyük rol oynadıklarını biliyoruz? diyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img alt="Kolesterol üzüm çekirdeği" src="http://www.saglikbilgisi.com/foto_resim/images/uzum.jpg" title="Kolesterol üzüm çekirdeği" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px; margin-top: 3px; margin-bottom: 3px; float: right; width: 200px; height: 133px; " /&gt; İlaç almadan bitkisel yollarla kolesterolünü düşürmeye çalışanları ise çeşitli sağlık tehlikeleri bekliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kolesterolü düşürmesi amacıyla ister üzüm çekirdeği ya da başka bitkilerin tüketilmesinin zararlı olabileceğine değinen Prof. Dr. Sinan Dağdelen, şunları söylüyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üzümü ya da başka bitkisel ürünleri normal bir gıda alır gibi tükettiğinizde, sık sık ve fazla miktarda yemediğinizde bir zararı olmayabilir. Ancak üzüm çekirdeğini ya da başka bir bitkisel ürünü her gün tedavi edici maksatla düzenli olarak kullanıyorsanız o artık bir ilaçtır. Hepsinin yan etkileri vardır. Üzüm çekirdeğinde veya kabuğunda bulunan proantosiyanidin ve reservatrol denilen maddelerin özellikle hayvanlar üzerinde yapılmış çalışmalarında, kötü kolesterolün oksidasyonunu azaltıcı ve safrada yağ miktarını artırmak gibi etkileri gösterilmiştir. Üstelik kanıtlanmış klinik yararları kesin değildir.  Bu konuda yeterli ve geniş kapsamlı araştırma bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;  Her gün aşırı muz yerseniz kalbinizi durdurabilirsiniz. İlaçların da bir kısmı bitkisel kaynaklıdır, bir şeyi her gün ve tedavi edici maksat ile alıyorsanız o artık bir ilaç olur. Normal bir insan haftada 2-3 muz tüketebilir, ancak bunun üzerinde aşırı muz tüketimi kanda bazı mineralleri toksik (toksik) seviyelere çıkartabilir.&lt;br /&gt;Her gün sarımsak yerseniz tansiyon düşmesinden mağdur olursunuz. Bir meyve veya sebzeyi gündelik hayatta normal olarak tüketebilirsiniz, ancak sırf iyi gelecek diye abartılı tüketmek yanlıştır. Her gün doğal besin olarak arzu ediliyor ise 1-2 diş sarımsak tüketilebilir. Ancak bunu tedavi edici maksatla düzenli ve aşırı miktarlarda almak, yokuş aşağı giden direksiyonsuz bir araca benzer. Unutulmamalıdır ki her besinin faydaları vardır, ama yanlış kullanımlarının önemli yan etkileri vardır.&lt;br /&gt;Bilim adamı olmayan, tedavi yetkisi bulunmayanlar kişilerin , hekimlerin işleriyle ilgili yaklaşımlarda bulunmamaları lazımdır.  ?Efendim bitkiseldir ve bu nedenle yan etkisi hiç yoktur? yaklaşımı yanlıştır ve hiçbir bilim adamı bu ifadeyi zaten kulanmaz.&lt;br /&gt;  Biz kullandığımız ilaçların yan etkilerini biliyoruz hastaya verirken de bunları göz önünde bulunduruyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kolesterol Yüksek Kalırsa, Cinsel Organ Damarları Bile Tıkanıyor&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kolesterol yüksekliği belli derecelerin üzerine çıkınca belli yaşlarda, belli şartlarda kişilerin hayatını tehdit ediyor, belki başını ağrıtmıyor, görmesinde bozukluk ya da midesinde bulantı yapmıyor ama kolesterol yüksekliği aylar, yıllar içinde damarlara hasar veriyor. Damar hücrelerinin fonksiyonlarını bozuyor, tehdit ediyor. Beyin, göz damarları, cinsel organ, böbrek, kalp damarlarında tıkanmaya yol açıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vücudun en iyi ilacının kan olduğunu, organlara sağlıklı bir şekilde kan gittiği zaman kanın adeta ilaç etkisi yaptığını vurgulayan Prof. Dr. Sinan Dağdelen şu bilgileri verdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;?Kalp, beyin damarlarına kan gitmezse felç olur, göze gitmezse körlük olur. Tüm bu sonuçlar milyonlarca kişinin üzerinde yapılan araştırmaların sonucunda ortaya çıkmış ve dünya bilimsel otoritelerinin ortak görüşüdür.?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Diyet ve Sporla Düşmeyen Kolesterolü İlaç Düşürüyor&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kolesterol sorununun çözülebilmesi için hastalara kilo verdirip spor yaptırmak gerekiyor. Eğer bunlar yeterli gelmiyorsa ilaç tedavisine başladıklarını anlatan Prof. Dr. Sinan Dağdelen, ?Eğer verilen ilacın dozu yeterli gelmiyorsa ikinci bir ilaca başlamak gerekebilir.  Değişmez bir gerçek vardır, hangi yöntemi denerseniz deneyin kolesterolü normal sınırlara çekmek gerekiyor. Bazı hastalarda kolesterol seviyeleri o kadar yüksektir ki, ne diyetle ne de sporla düşmez. Bu durumda hastaya doğrudan ilaç tedavisi verirsiniz? diyor.  &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-7819662569054394793?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/7819662569054394793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/7819662569054394793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/kolesterolu-uzum-cekirdegi-ile.html' title='Kolesterolü üzüm çekirdeği ile düşürmeye çalışmayın'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-1337308631914945511</id><published>2011-10-23T03:55:00.000+03:00</published><updated>2011-10-23T03:56:07.743+03:00</updated><title type='text'>Yaşlılarda güneş ışığı ve düşük antioksidan tüketimi sarı nokta nedeni</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;b&gt;CHICAGO -  JAMA yayınlarından Oftalmoloji Arşivi'nde yer alan bir rapor, düşük oranda antioksidan alımı ve güneşin mavi ışığına maruz kalmanın Sarı Nokta Hastalığı ile ilişkili olduğunu ortaya çıkardı.&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Makalede yer alan bilgilere göre, mavi ışığın retinaya zarar vererek Sarı Nokta Hastalığının (Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu) gelişimine katkıda bulunduğu ileri sürüldü. Sarı Nokta Hastalığı ileri yaşta görme kayıplarının en önemli nedeni olarak biliniyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Lutein, çinko, C ve E vitaminleri; mavi ışığın retina üzerindeki zararlı etkilerine karşı koruyucu olabiliyor.&lt;b&gt; &lt;/b&gt;Londra Hijyen &amp;amp; Tropikal Tıp Okulu?ndan Dr. Astrid E. Fletcher ve arkadaşları yaptıkları araştırmada, yaş ortalaması 73.2 olan &lt;b&gt;4.753 erişkinde&lt;/b&gt;bu besinlerin kandaki düzeylerini ölçtüler. Araştırmada yer alan katılımcılar yaşamları boyunca güneşe ne kadar maruz kaldıklarının bilgisini de verdiler.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Araştırma sonucunda 4.400 katılımcıdan 101 kişide neovasküler (yaş tip) ve 2.182 kişide ise başlangıç düzeyinde Sarı Nokta Hastalığı saptandı. Genel olarak, mavi ışığa maruz kalma ile Sarı Nokta arasında bir ilişki olmadığı anlaşıldı. Ancak, antioksidan düzeyleri düşük olan bireylerin %25?inde mavi ışığa maruz kalma ile neovasküler Sarı Nokta Hastalığını arasında ilişki bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;img alt="Sarı Nokta Hastalığı" src="http://www.saglikbilgisi.com/foto_resim/images/Sar%C4%B1_Nokta.jpg" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px; margin-top: 3px; margin-bottom: 3px; float: right; width: 200px; height: 150px; " /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Elde edilen sonuçlara dayanarak araştırmacılar, bireylerin retinayı mavi ışığın hasarlarından koruyabilmeleri için yeterli miktarda antioksidan almaları gerektiğini vurguladılar. Fakat yeterli düzeyde antioksidanı beslenme yolu ile almak günlük yaşamda kolay olmuyor. Çünkü yeterli miktarı tüketebilmek için belirtilen besinlerden günlük olarak çok fazla miktarlarda yemek gerekiyor. (örn: Günlük 1,2 kg mısır veya 48 adet yumurta gibi). Bu öğeler, mikronutrisyon* ürünleri yani lutein ve antioksidan desteği olarak dışarıdan sağlanabilir ve sarı nokta hastalığı riski önemli oranda azalabilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;b&gt;*Mikronutrisyon, mikro beslenme ile eş anlamlı  olup, özellikle vücut için gerekli besin desteklerinin istenen oranda alınması şeklinde tanımlanabilir. Mikro beslenmenin en net örneklerinden birinin vitaminler olduğu söylenebilir. &lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-1337308631914945511?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/1337308631914945511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/1337308631914945511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/yasllarda-gunes-sg-ve-dusuk-antioksidan.html' title='Yaşlılarda güneş ışığı ve düşük antioksidan tüketimi sarı nokta nedeni'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-3891107618898516523</id><published>2011-10-23T03:54:00.000+03:00</published><updated>2011-10-23T03:55:27.968+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuk doğurmak için en ideal yaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='baba olmak için en ideal yaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='baba olmanın yaşı'/><title type='text'>Baba olmanın en ideal yaşı nedir ?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: medium; "&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Günümüzde baba olmak hiç kolay değil. Kimi kariyer basamaklarını hızla tırmanmayı hedeflerken, kimi de ekonomik gücünü pekiştirmeye çalışıyor. Modern çağın olumsuz getirisi olan yoğun koşuşturma da cabası. Hal böyle olunca, bebeklerin en çok ihtiyaç duydukları ?zaman? ve ?ilgiye? yeterince zaman kalmayabiliyor. İşte tüm bu nedenlerden dolayı hemen her erkek kendisine şu soruyu soruyor: Baba olmanın en ideal yaşı nedir? Acıbadem Maslak Hastanesi?nden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Kültegin Ögel?e, baba olmanın en ideal yaşını sorduk?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="Babalar Günü" src="http://www.saglikbilgisi.com/foto_resim/images/babalar%20g%C3%BCn%C3%BC.JPG" style="margin-left: 3px; margin-right: 3px; margin-top: 3px; margin-bottom: 3px; float: left; width: 200px; height: 102px; " /&gt;Erkekler baba olmaya ne zaman hazır oluyor?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında bunun belirgin bir zamanı yok. Toplumsal olarak değişebildiği gibi, kişiden kişiye de değişebiliyor. Günümüzde aslolan kişinin ruhsal yaşı? Kimin ruhen hangi yaşta olduğunu kim bilebiliyor ki? Diyelim ki erkeğin bulunduğu yaş öyle bir relatif noktadır ki nereye yakın olduğunu bilmek mümkün değildir. Kimi zaman bir genç, bir yaşlıdan ölüme daha yakındır. Bazen bir genç için yaşanmışlar, bir yaşlı için yaşanacaklar kadar önem arz eder. Bu durum göz önüne alındığında erkeklerin  çocuğa kimi zaman yirmisinde, kimi zaman ellisinde hazır olduğunu söylemek mümkün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Peki kadınlar çocuk sahibi olma konusunda aynı duyguları mı hissederler?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadınlarda durum biraz daha farklı? Kadınlardan sık duyulan bir cümledir: ?canım çok çocuk istiyor!?. Nereden icap eder de canı çok çocuk çeker? Kadına bir  yerlerden bir ses geliyor ama tam açıklanamayan bir sestir bu, mantığı da olmuyor. Ama kadın anne olmak istiyor  işte! İşte bu ses duygularımızdır!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Duygularımız mı bizi yönlendiriyor bu konuda?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir açıdan evet. Anlamlandıramadığımız, tam olarak açıklayamadığımız bir biçimde bir şeyleri isteriz. Eğer az bir mantık süzgecinden başarıyla geçmiş bir kararı, duygularımız destekliyorsa, bu karar genelde doğru çıkar. O gün nedenlerini açıklayamayız ama zihnimiz arka köşelerinde bizim haberimiz olmadan hesabını kitabını yapmış ve kararını vermiştir. Mantıken ?olabilir?i yakaladığımızda, dönüp duygularımıza sormak gerek. ?Sen ne istiyorsun??. İçeriden gelen mantıktan izole edilmiş ses eğer ?istiyorum?? diyorsa, mantığın sözü artık orada geçmez. Doğruları, iyileri, gerçekleri topladığımızda çocuk yapma zamanının kabul edilebilir en alt çizgisini yakalarsak, kararı duygulara bırakmak en doğrusudur? Yaşın kaç olmasının önemi yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Baba olmak için en ideal bir zaman var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında idealleri biz yaratırız. İdeali biz koyarız, sonra da peşinden koşarız. İdealler, yakın hedefler değildir. Kolay ulaşılabilir hedefler de ideal olamaz. İdealler uzak bir yerde, belki de hiç ulaşılamayacak olanlardır. ?En iyi yaş?ı tanımlamak kadar, ?en iyi baba?yı tanımlamak da zordur. İmkansız mükemmellerdir ideallerimiz. Hep bir ?daha iyisi? vardır. ?Daha iyi? neyse ona ulaşmaya çabalarız. O zaman bekleriz, bekleriz. En iyisi olacak diye bekleriz. Halbuki, en iyisi bizzat ?iyisi?dir. ?Araba da alayım o zaman çocuk yaparım?, ?biraz daha ağırlaşayım öyle çocuk yaparım? gibi ideal zaman arayışı en iyiye değil, genelde en kötüye götürür bizi. ?Kararsızlık? durağında oyalanırız. Mantık duyguları kirletir. Mantıksız duygu olmaz ama duygusuz mantık da olmaz. Mantığın karar veremediği yerde, içinizden gelen sese bakmalısınız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Hangi yaş grubu ideal?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;20 ? 35 yaş grubunda:  &lt;/strong&gt;Erkekler bu yaşlarda genellikle hedeflerin peşinde koşarlar. Kariyerde üst noktalara, arabaya sahip olmaya, gücü elde etmeye uğraşırlar. Bu hedeflerden arasında çocuk sahibi olmak da varsa, o zaman bu yaşlar çocuk sahibi olmak için iyi yaş olara kabul edilebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;35-40 yaş grubunda: &lt;/strong&gt;Hayat stabilite kazanır.Hedeflerin önemli bir kısmına ulaşılmış olur. Şimdi sıra eksikliklerin giderilmesindedir. 35 -40 yaş arası özellikle duygusal alandaki eksikliklerin giderilmeye çalışıldığı dönemdir. Para, güç ve başka şeyler olsa da, sevgi eksik kalmış olabilir. Böyle bir eksiklik varsa ve çocuk bu yoksunluğu giderecekse, bu yaş çocuk sahibi olmak için ideal olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;40-45 yaş grubunda: &lt;/strong&gt;Budönemde ise ?Aman Allah?ım ben ne yaptım? veya ?Eyvah gençlik treni kaçtı!? kaygılarının yaşandığı yaşları oluşturur. Bu yaş grubundaki erkekler Koşturmaktan yaşayamadıklarını düşünmeye başlar. Eğer eksik kalan ve yaşanmamış şey çocuk ise, o zaman bu yaş çocuk yapmak için ideal olabilir. Çocuk yapmanın yaşı değil, hazır olma duygusu vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;İdeal baba var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İyi baba vardır. İdeal baba yoktur. Babalık yapabilen kişidir ?iyi baba?. Babasından gördüğünden daha fazlasını yapandır, ?iyi baba?. ?Ben yaptım, sen yapma? demeyen babadır, ?iyi baba?. Acil durumda her zaman var olandır, ?iyi baba?. Yöneten değil, yönlendirendir, ?iyi baba?. Tüm bunları yaparken doğal olandır, ?iyi baba?.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Hazır olmadığınız zamanda baba olursanız?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçekten hazır olmadığınız zaman çocuğunuz olursa? O zaman doğru zaman değilse? Aslında zamansız olan şeyler de bazen zamanlıdır. Belki zamansız olmuştur ama hiçbir sorun yaratmaz ve her şey yolunda gider. Belki bize göre zamanı değildir ama aslında ?tam zamanıdır?. Bu nedenle ?zamansız? dediğimiz şeylerin gerçekten ?zamansız? olup olmadığını zaman gösterir. Ön yargılı yaklaşmak ise sorunu yaratır. Gerçekten zamanı değil, yani kişi baba olmaya hazır değilse, o kişiyi bekleyen eksiklik duygusudur. Hem hayatını ve planladıklarını tam olarak gerçekleştirememek, hem de babalığı tam yapamamak! Eksiklik duygusu da zaman içinde suçluluk duygusuna veya öfkeye dönüşebilir. Çocuk için bu durum iki ayrı sonuç doğurabilir: Bazen çocuklar, bunu normal olarak kabul ederler ve yaşarlar. Başka türünü bilmedikleri için bu onların normalidir ve eksik de olsa, çoğu zaman yeterlidir. Bir diğer grup çocuksa bunu ?sevilmiyorum? duygusuyla eşleştirir. &lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-3891107618898516523?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/3891107618898516523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/3891107618898516523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/baba-olmann-en-ideal-yas-nedir.html' title='Baba olmanın en ideal yaşı nedir ?'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3388783314374847966.post-7360215406016283907</id><published>2011-10-22T12:13:00.000+03:00</published><updated>2011-10-22T12:15:49.943+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='migren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='migrene ne iyi gelir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bitkisel migren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='migren tedavisi'/><title type='text'>Migrene ne iyi gelir?</title><content type='html'>Migren dünyada bilinen en eski hastalıklardan biridir. Mısır'da Firavunlar döneminden papirus kalıntılarında baş ağrısı tedavi çizimlerine rastlanmıştır. Hastalık için "yarım baş ağrısı" anlamına gelen latince söylemin değişimiyle MIGREN adı yerleşmiştir. Ülkemizde de yaygın olarak halk tarafından bilinmektedir. " Migren herhalde ", " Migrenim tuttu " laflarını her insan duymuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren, gelip geçici baş ağrısı ile kendini gösteren bir hastalıktır. Baş ağrısı en uzun bir gün sürer. Çoğunlukla 3 - 5 saat devam eder. Ağrının şiddeti kişiden kişiye değişir. Ayni kişide de her ağrı ayni şiddette değildir. Ağrı şiddetli olduğunda bulantı ve kusma ağrıya katılır. Kusmadan sonra ağrıda bir azalma olması migrene ait bir özelliktir. Ağrı genellikle başın bir yarısında başlar ve her tarafına yayılır. Kusmadan sonra ağrı azalmadan sürüyorsa ve başın tek tarafından başlayan ağrı, her ağrı geldiğinde ısrarla aynı tarafta ve yer değiştirmiyorsa bir hekime danışmak gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hekim migrene ait olduğu düşünülen ağrının başka bir nedeni olabileceğini araştıracaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş ağrısı sırasında hastalar parlak ışık ve sesten rahatsızlık duyarlar. Loş ve sessiz bir ortamda yatmak isterler. Ağrı geçtiğinde çoğunlukla uyurlar. Bunu da " ağrım uyuyunca geçiyor." diye aktarırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren kadınlarda daha çok görülür. Adet öncesi, adet ve adet sonrası dönemlerde yoğunluk gösterdiği bilinmektedir. Yalnız bu dönemlerde ortaya çıkan tipleri de vardır. Her yaşta başlayabilir. Bebeklerde görülen &lt;br /&gt;periyodik kusmaların bile migrenle ilgili olduğu düşünülmektedir. Migren hastası olan kadınların ağrıları menopozdan sonra çok hafifler ya da kaybolur. &lt;br /&gt;Migren ataklarının sıklığı değişkendir. Haftada ikiden çok baş ağrısı söz konusu ise hastanın ağrı gelmesini önleyen tedavi için bir nöroloji doktoruna başvurması önerilir. Migren hastalarının ailelerinde mutlaka migreni olan bir kişi vardır. Hastalar bunu çoğunlukla kabul etmezler illa kendilerindeki ağrıya tıpatıp benzer bir ağrı olmadığını savunurlar. Oysa migren ağrısı kişiden kişiye, şiddeti ve sıklığıyla farklıdır. Migren ailevi geçişli bir hastalıktır. &lt;br /&gt;Bazı yiyecekler ve bazı durumlar baş ağrısını davet edebilirler. Uykusuzluk, açlık, mayalı içkiler, eskitilmiş peynirler, kabuklu deniz mahsulleri, konserve yiyecekler ve kuru yemişler ağrıyı tetikleyebilir. Bazı migren hastaları ağrının geleceğini önceden anlarlar. Çoğunluk hastada bu hafif bir ağrı ve durgunluk hissi olarak kendini gösterir. Bazı hastalarda bu öncü belirtiler, parlak ışık çakmaları, yarım görme, bulanık görme şeklindedir.Ağrı bunları izler. Bunlara " öncü belirtili migren " ( Auralı Migren ) diyoruz. Çok nadir hastada da bir beden yarısında güçsüzlük ya da gözde kapanına ve çift görme ile giden migren tipleri de görülür. Bu tipler de " eşliğinde bozukluk gösteren " ( komplike ) migren olarak adlandırılır. &lt;br /&gt;Migren iyi huylu bir hastalıktır. Sakatlığa neden olmaz. Ancak iş günü kaybına neden olduğu ve çok kişide görüldüğü için ciddiye alınan bir hastalıktır. Ağrıdan sonra hasta sanki ağrıyı çeken o değilmişçesine sağlıklı ve iyidir. Hastalar ağrıyı hisseder hissetmez alırlarsa ağrı kesici ilaçlarla rahatlarlar. Ağrı çok sık geliyorsa sorumlu migrenden ziyade sık kullanılan ağrı kesici ilaçlardır. Migren hastalarında günlük gerilim baş ağrıları görülmesi de olağandır ve hastalar migren ağrısını diğer baş ağrısından ayırt etmeyi öğrenmelidirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalara Verilebilecek Öğütler&lt;br /&gt;Migren tanısını mutlaka doktor koymalıdır. Yakınlarınızın söylemesi ile migren hastası olduğunuza inanmayın. &lt;br /&gt;Haftada iki kereden fazla baş ağrısı için ilaç kullanmayın. Ağrı kesicilerin sorunsuz kullanımı ile kimi ilaç böbreğinizi kimisi de karaciğerinizi tedavisi olanaksız şekilde hastalandırabilir. &lt;br /&gt;Içinde " ergotamin " olan ilaçları ayda bir kereden daha çok ( doktor vermiş olsa bile ) kullanmayın. &lt;br /&gt;Her zamankinden farklı baş ağrısı hissederseniz mutlaka bir nöroloji kliniğine başvurun &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3388783314374847966-7360215406016283907?l=neiyigelir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/7360215406016283907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3388783314374847966/posts/default/7360215406016283907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neiyigelir.blogspot.com/2011/10/migrene-ne-iyi-gelir.html' title='Migrene ne iyi gelir?'/><author><name>admin</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry></feed>
